gözen
ne
demek?

29 Aralık, 2009 / 03:53
"Kızım, hiç düşündüklerini bir kenara atıp aynaya baktın mı?" dedi saçlarının beyazlamasında kendisinin neredeyse hiç payı olmayan yakışıklı adam. "Ben bakıyorum, her akşam... İnsanlar kapılarını kapatıyorlar zaten belli bir saatten sonra. Yapacak fazla bir şeyin kalmıyor. Kolay mı sanıyorsun?" dedi ardından. Kızın gözlerinin dolduğunu fark etmedi. Belki de fark etti ama olması gerekenin o olduğunu düşündü.

Bu görüntü beni çok etkiledi. Hiç bir şey sandığımız gibi değil gerçekten. Düşünceler gözlerimizdeyken aynada gördüklerimiz aslında sadece istediklerimiz olabilir. Bunu hiç düşündünüz mü? Ben de şimdi düşünüyorum galiba. Hangi konuda ne yapacağımı düşünmeyi bir kenara bırakmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Çünkü ne yapacağım değil, ne yapmam gerektiği önemli. Bunu kendime bir türlü anlatamıyorum. Ne yapacağını zaten biliyorsun, kimi kandırıyorsun? Ne yapacağını düşünürken harcadığın zamanın boşa gittiğini adın gibi biliyorsun. Dur bir dakika... Adını biliyor musun?

Biliyorum.

Galiba kendimle ilgili en emin olduğum şeylerden biri bu bugünlerde. Biliyorum dünü ve yarını. Hem de bütün ayrıntılarıyla. Bazen fazla gelmiyor değil aslında. Donup kalıyorum olduğum yerde o anlarda. Yemek yanıyor, su boşuna akıyor, otobüsü kaçırıyorum, şarkı tekrar ediyor, insanlar cevapsız kalıyor, ya da macundan ağzım yanıyor ve kendime geliyorum. Bir de, insanlar bana günaydın dediğinde kendime geliyorum ben. Bir günün daha bitmiş olduğunu yeni bir gün başladığında anlamak... Diğer tarafından bakarsak; bir günün sabahında, yeni bir günün başladığını değil de, bir günün bittiğini düşünmek... Bir yıl biterken, yeni başlayan yılla konuşmak değil de, biten yılla dertleşmek...

Böyle düşünmek için fazla genç değil miyim?

Neyse...

Herkese huzur dolu bir yıl dilerim...

03 Aralık, 2009 / 22:00
Geriye doğru saymaya başlayalım, kaçtan olduğu önemli değil. Bir varış noktamız olsun maksat. İleri doğru sayınca kaçta duracağını bilemiyorsun çünkü. Sekiz'de dursan yetmiyor, yetmişsekiz'de dursan fazla geliyor. Duraksadığımız noktalara yapışkanlı post-it kağıtları gibi bırakalım insanları. Çünkü sana karşı tek bir yüz gösterdikleri oluyor bazen. Ellerimize alalım beraber geride bıraktığımız rakamları. Beyaz, siyah, gri... Ayırt etmeksizin sevelim, çünkü geçtiğin üç'ün beş'in bir benzeri daha var mı? Yok...

Yok.

Yaşanan hiç bir şeyin bir benzerinin daha olmaması bazen hayattan soğutabiliyor insanı. Tekrar yaşamak istiyorsun, tekrar aynı satırları söylemek istiyorsun birlikte, aynı yerde, aynı hislerle.

Ama yok.

Doğru olan bu değil. "Neye göre, kime göre?" değil mi?

Yok işte, orasını hiç karıştırmamak lazım.