gözen
ne
demek?

25 Temmuz, 2009 / 04:49
Soyundum ve çırılçıplak kaldım işte. Ne istendiğini önemsemeden, görmeden, duymadan belki... Sonuç aynıyken neyi değiştirir ki ne şekilde olduğu? Ben; beni yine mi bulamadım? Peki.

Defalarca söylüyorum, çırılçıplağım. Çırılçıplağım, çırılçıplağım, çırılçıplak... Oysa siz bana tokalardan, şapkalardan, eldivenlerden, ayakkabılardan falan bahsediyorsunuz. Pencereleri kapatmaktan bahsederken ben, perdelerin desenlerini eleştiriyorsunuz.

23 Temmuz, 2009 / 02:25
Gözlerimi kapar kapamaz başladı rüyam. Uzun soluklu bir rüyaydı benden aldığı zamanın aksine. Ben vardım, sen vardın, o vardı. O hep vardı zaten... Ellerine bütün sevdiğin şeyleri almış dans ediyordu seni öperek. O gülüyordu, konuşuyordu ve sonra yine gülüyordu. Nasıl da rüya içinde rüyaydı tüm bunlar... Yazıldığı kağıdı sarartabilecek kadar etkili, bir kaç kişi tarafından paylaşılabilecek kadar büyüktü.

Oturdum arkamdaki sandalyeye. O hala dans ediyordu. Yorgun değildim. Endişeli hiç değildim. Emindim çünkü her şeyden. Arada göz göze geliyorduk. Bir kaç kulaç atıyordum fakat yüzgeçlerim yoktu. Belki de hiç alışmamıştım suya... Beynimdeki boşluklarda nesneler ne kadar hızlı hareket ediyordu oysa... Su çok yavaştı, yapamazdım.

İzledim seni, onu, onları... Yanınıza gelmek çok uzun süreceğinden; sadece hayal ettim. Oradaydım ben, görmediniz.

Uyandım sonra. Asla dans edemeyeceğim bir şarkıyı açıp uyumuşum. Ne yapmam gerektiğini bilmenin güzel bir şey olduğunu düşünerek en sevdiğim kalemimi aldım masadan. Uyandıktan sonra okumak üzere bir not yazdım kendime:

"Dans edemediğin şarkıları kendin açıyorsun, yosun sevmediğin halde yüzgeçlerini de bırakıp suya giriyorsun."

13 Temmuz, 2009 / 23:18
Şimdi oyuncak bir bebek... Hemen şimdi! Her yerine batıracak binlerce iğnem var her yerimden dökülen. Dökülmesinler. Hepsi yere saçılıyor. Hepsi yerde... Bile bile kimsenin olmadığını, göz göre göre... İşte bu yüzden oyuncak bebek... Oyuncak bir bebek... İğneyi vücuduna sapladığımda sesini çıkarmayacak bir bebek...

Kalemimin ucunu alıp yazdıklarımı sildiren bir enerji de olabilir aslında. Beni alıp benimle adamakıllı konuşacak bir ses hatta... Hoşgeldin derim ona, eminim. O kelimeyi uzun süredir kullanmıyorum çünkü.

Hoşgeldin diyemeden hoşça kal demek kadar kötü bir şey daha yok.

Fakat hoşgeldin demeden hoşça kal diyen biri olduğunu fark etmek belki yarışabilir bu durumla. Kim kazanır peki? Kimin umrunda?

Bir el kiralamak istiyorum bu aralar. Fazla bir görev yüklemeyeceğim. Şarkıyı geriye alacak, tekrar çalacak, istediğimde elimi tutacak, bir de arada yüzüme bir tane indirecek.

Sanırım bir insanın tek ihtiyacı olan şey bir "el". Üstelik de kendisinde iki tane varken... Ne utanç verici!

03 Temmuz, 2009 / 04:06
Buyrunuz efendim, giriniz oy veriniz... Ben de adayım hatta duudan olaraktan, bana oy veriniz ahahahshsh

Türkiye'nin Gülen Yüzleri