gözen
ne
demek?

15 Nisan, 2009 / 02:22
Kollarına ip bağlamışlardı. Yukarıdan oynatıyorlardı. Üstelik aşağıya hiç bakmadan yapıyorlardı bunu. Nereye gitmek istediği, nerede ne şekilde oturmak istediğini önemsemeden... Kollarına bağlanan ipler hep keserdi bileklerini. Aksi hareketlerinin hepsi ona kötü şekillerde geri dönüyordu. Sızmayalı çok olmuştu. Sızmak... "Her şey yerli yerinde dururken uçmak ne güzel olur" diye düşündükçe her şeyin yerini birileri tekrar hatırlatıyordu. Diğerleri hep hatırlatıyordu zaten. Gerek yalanlarını, gerek hatalarına rağmen beyazlaştırdıkları yüzlerini... Sonra suçluluklarına rağmen öfkelerini... Hep bağırıyorlardı kendi kelimelerini.

Rüzgarlar esti sonra. Ben hep ondan bahsettim kendime. Kollarına ip bağlanmış, başkaları tarafından hareket ettirilen o iki bacaklı, iki kollu ve saçlarının ne renk olduğunun önemi olmayan kişiyi anlattım rüyalarıma. "O'nu gösterin bana" dedim. Nereye gitmesi gerektiğine ben karar vermek istedim fakat izin vermediler. Rüzgarlar öyle sert esiyordu ki; gözlerimin önünü kapatan saçlarımdan başka bir şey göremedim.

İskeleler geçtim. Hepsi benimle geldi sanki. Ne zaman sağıma dönsem bir iskele vardı. Ne zaman korksam yapayalnızdım sonra. Ne zaman uyusam çırılçıplaktım. Ne zaman ölsem; adımı düşünüp dirildim.

Ne zaman o kızı düşünsem, ondan bahsetsem; önümde aynalar vardı.