gözen
ne
demek?

25 Nisan, 2009 / 02:47
Alkol sen nasıl bir şeysin ki? O an sarhoş muydum yoksa anlamadım mı hiç bir şey? Ne sandalye vardı oysa, ne dans eden insanlar... Sıra vardı, bir kaç göz vardı belki bakan... O gözler hep bakıyorlar zaten. Anlatsan yüzde kaçını anlarlar?

Ya da bu senin umrunda olur mu?

Neyse, sarhoşum.

23 Nisan, 2009 / 15:45
Bir kız varmış. Yola çıkmış çok sıkıldığı bir anda. Ellerini ceplerine sokup gidene kadar şarkı söylemiş. Hatta gittikten sonra da şarkı söylemeye devam etmiş elleri ceplerde. Yudumlamış içkisini, tekrar şarkı söylemiş. Kendisini çiçek gibi hissetmiş orada hep. Filizliği, fidanlığı, yaprakları, renkleri ve kokusuyla, her şeyiyle bir çiçek gibi. Tüm bunlar olurken; kendisine güzel kokanlara güzel kokuyormuş kız. Elbette öyleymiş.

Sonra tekrar yola çıkmış elleriyle çantasını tutarak damağında lazanya tadıyla. Bir sonraki durakta görüşmek üzere hoşçakallaşmış gülümseyerek...

p.s: Ne demek, ben teşekkür ederim :)

15 Nisan, 2009 / 02:22
Kollarına ip bağlamışlardı. Yukarıdan oynatıyorlardı. Üstelik aşağıya hiç bakmadan yapıyorlardı bunu. Nereye gitmek istediği, nerede ne şekilde oturmak istediğini önemsemeden... Kollarına bağlanan ipler hep keserdi bileklerini. Aksi hareketlerinin hepsi ona kötü şekillerde geri dönüyordu. Sızmayalı çok olmuştu. Sızmak... "Her şey yerli yerinde dururken uçmak ne güzel olur" diye düşündükçe her şeyin yerini birileri tekrar hatırlatıyordu. Diğerleri hep hatırlatıyordu zaten. Gerek yalanlarını, gerek hatalarına rağmen beyazlaştırdıkları yüzlerini... Sonra suçluluklarına rağmen öfkelerini... Hep bağırıyorlardı kendi kelimelerini.

Rüzgarlar esti sonra. Ben hep ondan bahsettim kendime. Kollarına ip bağlanmış, başkaları tarafından hareket ettirilen o iki bacaklı, iki kollu ve saçlarının ne renk olduğunun önemi olmayan kişiyi anlattım rüyalarıma. "O'nu gösterin bana" dedim. Nereye gitmesi gerektiğine ben karar vermek istedim fakat izin vermediler. Rüzgarlar öyle sert esiyordu ki; gözlerimin önünü kapatan saçlarımdan başka bir şey göremedim.

İskeleler geçtim. Hepsi benimle geldi sanki. Ne zaman sağıma dönsem bir iskele vardı. Ne zaman korksam yapayalnızdım sonra. Ne zaman uyusam çırılçıplaktım. Ne zaman ölsem; adımı düşünüp dirildim.

Ne zaman o kızı düşünsem, ondan bahsetsem; önümde aynalar vardı.

07 Nisan, 2009 / 05:14
Ben, Onlar, Do ve Tik Tak
Sesleri duymuştum. Geldikleri yöne doğru koşmuş olabilirim. Günler geçmiş olabilir sonra her şarkının son notasıyla... Yelkovan sırf dönmeye söz verdiği için dönmüş olabilir. Bense ona verdiğim her sözü yerine getirmek için kan revan içinde kalmış olabilirim. Aslında bu kadar büyük değil zamana hapsolan ve kendilerinden yine zamanın kendisini kullanarak bahsettiren bu eylemler. Hiç büyük değiller.

Uyandım, etrafıma baktım dün yaptığım ve yarın yine yapacağım gibi. Her gün gibiydi. Kokumu benden alanlar hakkında düşünüyordum. Bilinçli ya da bilinçsiz... Kırmızısı varken, krem rengi olduğu için kullanılmayan çarşaftı onlar. Ya da ben onlar için öyleydim. Fakat, bir aralık olduğu kesindi.

Açtım gözlerimi, dans ettim. Yerine göre davrandım. Her dansımın adı "merhaba" idi. Fakat çalan müzikler selamlaşmayı bilmiyorlardı.