gözen
ne
demek?

25 Şubat, 2009 / 01:30
Önümdeki kadehleri her öptüğüm an aslında seni öpüyorum ben. Her aldığım yudumu bir lafınla birlikte yutuyorum. Her yudum beni gözlerimin kapalı, bütün algılarımın açık olduğu o hale götürdükçe her kelimenle daha da hapsoluyorum. Nereye, nasıl, ne zaman hiç önemli değil. Bu kavramlarla yaşayacaksam yaşamak istediklerimi, yaşamayayım.

Önümdeki kadehler benimle şimdi. Onlara merhaba bile demedim. Diğerlerine de... Diğerleri... Beyaz, düğmeli, bazen gri, bazen siyah, bazen kolayca çıkarılıp atılan, bazen kirlenen... "Bak kirlenmiş" dediğim hatta. Bazen benim belki de. Başka bir kokuyla üstlerinde... Üç günümü, yüzlerce dakikamı, onlarca saatimi; etraflarını kaplayan koku ile alan diğerleri... Sınırlarım içerisine almaya iznim olmayan... Sınır çizgisinde, sınır tellerinde her yerimi kanatmama sebep olan...

Kadehler benim yanıma gelmişler hayalinle. Kapıyı açık bırakmışlar. "Üşüyeceksin, tedirgin olacaksın" dediler bana. Biliyorum, dedim. Buyrun, oturun...

Anlattım onlara seni. Öyle güzel şeyler anlattım ki; beni hiç bıkmadan dinlediler. Ellerimde hiç bir şey olmadığını, kanımı donduran anlarda hissettiklerimi, içimi, özümü, sözümü, yüzümü, yüzünü...

Şerefine...