gözen
ne
demek?

10 Şubat, 2009 / 01:02
Kurgu
Üstüme üstüme geliyorlar girdiğim her mağarada. Çığlıklarımı ilginç bir şekilde sadece kendim duyabiliyorum. Kimseyi korkutamıyorum ya da vazgeçiremiyorum. Onların hepsi beyaz giyinmişler. Belki bir zaferi kutluyorlar, belki de zafer kazanacaklarından eminler. Bense sadece adımlarımın kısalığını görebiliyorum. Dallara tutunmaktan ellerimin derisinin kalktığını fark edebiliyorum. Bir adım yok. Bir türüm de yok. Birçok şeye benziyorum. Hızlıyım, bencilim, çoğu zaman vahşiyim. Bir şeyi istiyorum. Almak için yeterli güce sahip olup olmadığımı bilmeden kendimi meydana atıyorum. Merak ediyorum istediğim şeyin dünyasını. Fakat ne kendi özelliklerimi tam anlamıyla biliyorum ne de karşımdakilerin özelliklerini… Bu yüzden hep yeniliyorum. Her yenilginin ardından, ölmememi sağlayan şeylere hiçbir şey söylemeden uzaklaşıyorum olay yerinden. Hırçınım ve nankörüm tıpkı kediler gibi. Onlar gibi meraklıyım, hırslıyım, zorum, rahatıma düşkünüm ve bu yüzden ya yenilgiler görüyorum sürekli ya da elimdekiyle yetinmek zorunda kalıyorum. Kedilerin birçok özelliğini taşıdığım için korkmaktayım her meraklanışımda.

Az önce, kendi isteğimle girdiğim bir mağaradan dışarı attım kendimi. Fırlattım adeta. Yuvarlandım ağzımı burnumu dağıtana kadar. Evet, ağzımı burnumu dağıtana kadar… Çünkü bundan anlayan bir yaratığım ben. Düştüğüm yerde birileri vardı. İlk önce gözlerimi tam açamadım. Hissettiğim sıcaklık bana güvende olduğumu söyledi, kıpırdamadım. Acıyan yerlerimi aklımdan geçirdiğim an onlar oralara dokunuyorlardı. Ben mi çok mu belli ediyordum, onlar mı bu işte ustalardı anlayamadım. Üstüne fazla düşünmenin anlamsız olduğu kanısına vardım ve tam doğrulacaktım ki; O’nu gördüm. Kendimi tekrar bıraktım ve gövdemin orta yerinden vücudumun diğer köşelerine doğru bir sıcaklık yayıldı. Birçok kolum vardı. Karada yaşayan bir ahtapottum ben. Doğarken ne olmayı istediğim sorulmuştu ve ben ahtapot olmayı seçmiştim. Aynı anda birden fazla şeye dokunmayı isteyebileceğimi düşünmüştüm, haklı da çıktım. O’ndan bahsediyordum… Öylece bana bakıyor işte. Yaralarıma tanımlayamadığım bir yüz ifadesiyle, gözlerime ise onu yaratan benmişim gibi bakıyor. Tüm zevzekliğim üzerimdeyken nasıl oluyor da bana böylesine hayran bakabiliyor?

Ben kollarımı seven bir yaratığım. Kollarım olmasaydı onu nasıl sarıp sarmalayabilirdim? Kimden mi bahsediyorum? İlk gördüğüm an bütün kanımın çekilmesine sebep olandan elbette. Her gün ona ayrı bir kolumu anlatıyorum. Birinden bahsederken, diğer kollarımı gizliyorum arkama. Beni dikkatle dinliyor. Dediklerimin hiçbirini anlamıyor, ayrı dilleri konuşuyoruz. Ona, artık sulara dönmek istemediğimi, sularla sürüklenip gitmekten yorulduğumu anlatıyorum. Bana hep aynı bakışıyla bakıyor ve ben de ona hep aynı hikayeleri anlatıyorum. Değiştirirsem gider diye korkuyorum. Kollarımdan bahsedecek, aynı hikayeleri her gün başka bir heyecanla anlatacak kimsem kalmaz diye aklım çıkıyor. Onu çok seviyorum. Onun nasıl sevilmesi gerektiğini bile bilmeden daha her şeyimi ona vermek isteyecek kadar seviyorum. Bütün hatalarımı verebilirim mesela O’na. Bütün cevapsız sorularım, kıskançlıklarım, yaralarım… Başka bir şeyim yok, olsa onları da verirdim. Ama anlayın, O benim her şeyim. Yalnızca onun için vazgeçebilirim kahvaltımdaki yeşil zeytinlerimden.

-


Didom'un ödevi üzerine, verdiği 3 cümleye uyacak şekilde yazıldı...

Etiketler: