gözen
ne
demek?

31 Mart, 2008 / 22:24
romantikmiş, rüyalarda yaşarmış.
romantikmiş, istemeden vedalaşırmış.

romantikmiş, rüyalarda yaşarmış.
sevmekten, kaybetmekten korkarmış.

aşk olmasa, belki mutluluk olurmuş,
ya da yokmuş, sadece bir rüyaymış,

aşk ateşmiş, bir yanlış anlamaymış,
sevmekten kaybetmekten korkmakmış.

gün batımında, bu mutsuzluklar,
nerden kondu kalbime, bulamadığımda,
romantiktir diye mi hiç gelmez aklına?

ya gerçek değilse, inandığın tüm dünya.

aşk olmasa, belki mutluluk olurmuş,
ya da yokmuş, sadece bir rüyaymış.
aşk ateşmiş, bir yanlış anlamaymış,
sevmekten, kaybetmekten korkmakmış...

Etiketler:


29 Mart, 2008 / 04:41
O Gün
Ağladığım bir zaman gel. Ne için ağladığım önemli değil. Yanağımdan yaşlar dökülürken kucağıma, sen bir şeyler anlatıyor ol bana. Yavaş yavaş unutayım hatta ağlama sebebimi. Hiç susma, anlatmaya devam et. Ellerini kollarını kullan ama anlatırken, heyecanlı heyecanlı anlat. Gelişin planlanmış gibi olsun. Benden öncesinden bahsetme sakın. Benden sonrasından da asla bahsetme. Neler olacağını az çok tahmin ediyor olduğum bir zaman olacak kesin. Dile getirme asla. Beklentilerinden veya beklentilerimden bahset mesela. Bizim için en güvenli olacak yerlerden, dünyalardan bahset. Açık olan kapılardan bahset. Kapalı olanları nasıl açtığından, ellerim sana dokunduğunda hissettiklerinden ve saçlarımın çirkinliğinin bana yakıştığından bahset. Bana; benden bahset, lütfen.

Unutmak istemiyorum beni oluşturan hiç bir hücremi artık.

Etiketler:


27 Mart, 2008 / 04:45
Olağan
Her gün yeni bir çekmecemi farkediyorum. Çekmecelerin her biri, ayrı birer anıya ait. Ayrı insanlara ve dolayısıyla ayrı dünyalara... Düzenli her şey. Soğuk bir düzenlilik, rahatsız edici bi nem mevcut her birinde. Atamadığım naylon hatıralarım... Maziye karışmıyorlar.

Her gün; iki adım atmışken, üç adım geri gidiyorum. Karanlığın; perdem dolayısıyla oluşmadığına eminim. Her şey değişiyor fakat. Eskisi gibi, top görünce heyecanlanmıyorum, bilye görünce gülümseyemiyorum. "Eline sağlık anne" diyemiyorum. Yemekler bile değişiyor. Güzellikler, düşler, beklentiler...

Her gün bir hayalimin hastalandığını görüyorum. Sabah uyanıyorum ve bir bakıyorum yatağıma, orada öylece yatıyor. Bırakıp gidemiyorum hiç bir yere. Yatağıma her geçen gün daha da çok bağlanıyorum.

Her gün, ömrü bir günlük olan umutlar doğuruyorum ve aynı günün gecesi onların ölümüne şahit oluyorum teker teker.

Her gün zamandan biraz daha nefret ediyorum fakat ona olan ihtiyacımın boyutu karşısında kızgınlığımı saklayıp küfürlerimi yutuyorum.

Her gün cevapsız bırakıyorum onlarca soruyu ve cevapsız bırakılıyorum. Bunun, kendi suskunluğumun bir cezası olduğunu düşünüp, unutmaya çalışıyorum.

Her gün izliyorum olan biteni ve diyorum ki kendi kendime; "istesen de istemesen de, isteseler de istemeseler de bir payın var ucu sana dokunan her olayda."

Etiketler:


23 Mart, 2008 / 16:23
Dört
Hayatta hiç bir fonksiyonu olmadığına inandığım iki insan var. Bunlar bazen güzel şeyler yapabiliyorlar. Ama dengeleri yok. Kötü yaptıkları bir şey inanılmaz derecede kötü oluyor ve bunu inkar ediyorlar. İnanın hiç ama hiç umrumda değilller.

Ben yalnızca gerçek şeyleri istiyorum sanırım. Bir şeylerin hayallerini kurup kurup onların peşinden koşmaktan gerçekten yoruldum. Yüzümde görünen öykülerin hiç birinin sonu yok. Yazık... İnsanlar istedikleri gibi tamamlıyorlar. Sonda ölüm varsa ölüyorum, gülmek varsa gülüyorum. Bunları kendim yapıyor olsaydım; bu satırların hiç birisi olmayacaktı belki de.

Güldüğümü bile başkası söylüyorsa bana; bunun ayrıntılarına inmeye hiç ama hiç gerek yok.

Etiketler: , , ,


19 Mart, 2008 / 05:38
Cevapsız
Ellerimdeki çiçekleri verecek biri ararken ben yolda karşıma yaşlı bir adam çıktı. Yüzüne bakmadım. Zaten bakmayı hiç istemedim. Soluk alıp verişinin durgun ve isteksiz havasından anladım yaşlı olduğunu. Belki de; henüz yaşamadığım yılları yaşamış olduğunu bilmek rahatlatmıştı beni. Yapacağım yanlışların; onun tarafından yapılmış olması, yalnızlığımı unutturuyordu bana. Ayrıca; yanlışlar yapmanın kaçınılmaz olduğunu da... Sonra birden çiçeklerimin hepsi soldu. Bu o kadar hızlı oldu ki; önüme baktığımda, adamın cansız bedeni ile karşılaştım. Yerde öylece yatıyordu. Zaman birden geçmişti. Ama ben, çiçeklerimi kime vereceğimi düşündüğüm için bunu fark etmemiştim.

Çiçeklerim benim tek derdim. Onların solmadan birine verilmesi gerektiği fikrini bana kim, ne, hangi film, hangi kitap ya da hangi rüyam aşıladı bilmiyorum. Zaman geçiyor ben onların yapraklarıyla oyalanırken. Solduklarında hemen gidip yenilerini alıyorum. Yola çıkıyorum. Sonra bir bakıyorum ki; herkes büyümüş. Yeni bir yaşlı adam karşımda. Yeni hatalar, yeni pişmanlıklar, yeni yara izleri...

Tüm bunların arasında bana diyorsun ki; "Her şey nasıl böyle mükemmel peki? Bunun bir sebebi olmalı..."

Mükemmel olan nedir? Eğer gerçekten bir mükemmellik varsa ortada; o, bu yaşadığım bozuk plak mıdır?

Bunu, bahsettiğin mükkemmelliği ortaya çıkaran mükemmel'e bir sormanı istiyorum.

Etiketler:


17 Mart, 2008 / 03:17
then it fell apart
Bazen hiç hatırlamıyorum nerelerde eksilip nerelerde arttığımı. Bana sorulan soruların altında hep bir şeyler aramak zorunda mıyım bilmiyorum. Bana çarpıp geçen bütün olayları, temasımızın ardından yakmak istiyorum bugünlerde. Ben nasıl bir insan oldum ki, her cama kafamı yaslayıp hayallerin güzelliğine ve pişmanlıklarımın çirkinliğine dalıp dalıp gidiyorum sürekli? Sınırsız mutluluklar yaşabileceğimi düşünerek haksız çıkacağımı bildiğim halde; nedir bu dünyadan sonsuz beklentilerim? Kendi kendilerini yok etmeliler. Ellerime almak istediğimde gelmemeliler ya da. Ben onları ne zaman çağırsam yanımdalar çünkü, istisnasız benimleler. Hiç reddetmezler, şarkıların en sevdiğim yerlerinde göz göze geliriz hatta.

Bu şehirde çalan bütün hüzünlü şarkılar bir kaç notasını bana yolluyor her gün. Bankta oturuyorum bense. Yapacak çok şeyim var ve hepsinin bir listesini çıkarıyorum usulca. Listenin ne başı var ne de sonu... Bütün mumlarımı yakmışım. Hepsi dökülüp ellerimin üstünde donmuş. Karanlık; soğuk bir havayı çağrıştırmamış bu yüzden, yakmış ellerimle yoğurduğum günlerimi. "Gidiyorum" demiş demiş durmuşum bozuk plak gibi. Kendi etrafımda dönmüşüm hep. Öyle aşınmışki yüzeyim; hissetmemeye başlamışım bir süre sonra. Ben, bensiz kalmışım. Şunu hep unutmuşum;

I. tekil şahıs olmadan, II. tekil şahıs olamaz.

Şimdi ise iyiliğin, masumluğun, saflığın simgesi olan sahte gülüşler çevrelemiş her yeri. Adın; bir kaş çatışınla şeytana çıkınca, kahkaha da atsan kötünün en kötüsüsün sen.

Masada oturuyorum. Kalemim, kağıdım ve her ne kadar herkes tarafından sakız yapılmış bir söylem de olsa "hayal kırıklıklarım"...

Etiketler: , ,


16 Mart, 2008 / 06:07
-

Etiketler:


13 Mart, 2008 / 02:31
érémizqi'den
iyi hissediyorum.
yazayım.
yazdım.
(:
gelişini hatırlıyorum..
toplantıyı..
sonra; farklı farklı anlar geliyor aklıma seninle ilgili..
seninle buca'da $eßoist'e bakır arandığımız zaman.. sizin evde yayın yaptığımız gece ve ertesi sabah ne alakaysa beterboy'u cebinden aramamız.. Aydın'a gelip "zor" söyleyemeyişim.. Takside çalan kudurr kudur.. o iki çocuk tabiiğ.. nasıl unutulur¿
aydın'dan yurda geldiğin gece bavullarınla seni almıştık mehmet'le.. ufak bi cafede "abiiii" li muhabbetimiz..
kavgamız.. sana istanbul'dan veda edişim..
"darkred bye!"
sonra seni alsancakta bir yerde tekrar bulmam.. kırmızı saçların, ve bir o kadar kırmızı burnun.. hastaydın, elinde mendilin.. aramızda kaçırdığımız zamanlar..
saçın kırmızı mıydı siyah mıydı? ayh kırmızı olsun siyah burun benzetmesi için yerine başkasını bulamıycam çok çişim var zaten..
biz nasıl başladık..
hayret verici..
ve sen..
nasıl da kazandın izmir'i..
aynı okul..
inanılmaz geliyor her şey geri dönüp baktığımda..
ve bu gün bu kadar güzel türk kahvesi yapıyorsam, sana inat senden daha çok köpüklü yapıcam diye uğraştığımdandır..

üff... seni seviyorum be kızım.. bana atar yapmadığın sürece sorun yok.. evleneBiLebilirim seninle.. boştasın nede olsa :}

"İrem Ezgi Işık'tan Gözen Ayten Palaz'a"
"érémízqí'den qözéqén X'e"
":*"

Etiketler: , , , , ,


00:14
Necessity
Balık satan adam bir şeyler anlatıyor. Sorunlardan bahsediyor müşterisine. Dinlemek önemli değil, anlamak lazım onu. Onların ayrı mekan ve ayrı zamanlarda hissettiklerini aynı yapan şey nedir ki? Bu sorunun cevabını ne kadar az kişi merak ediyorsa benim bir şarkıcı olma ihtimalim de o kadar düşük. Bir sahneden hoşlandığım çocuklara göz kırpma ihtimalim de oldukça düşük dostum. İnan bana bu hayaller yaşatıyor beni. Bu hayaller değil de, bu tarz hayaller. Onlara mutfaktan gelen buzdolabının sesi ekleniyor. Dinlediğim şarkıların sözleri, yatağımın gıcırtıları ekleniyor. Yalnızlığımın yarattığı köşklerde geçiyor günlerim. Gölgemin üstüne düşen hiç bir gölgeden korkmuyorum. Kendim olduğumu hatırladığım sürece en güçlü benim hatta.

Balık satan adam aslında ne kadar iyi kullanıyor ellerini ve dilini. Sadece balığı tezgahtan alıp müşteriye vermek değildir ki o anın gereği... 11 Mart 2008'in saat 18:30'unda konuşmuş olmak önemli bir şey. Balık satan adam biliyor bunu ve konuşuyor... Söylediği kelimeler, çok güzel bir şarkıya söz bile olabilir belki. Hiç kimse bilmez ama neyin gerçekten önemli olduğunu onun için. Biraz ileride arabasının açık duran kapısını tutarak bagajın oradaki adama bağıran adam gibi kendi derdine düşmüştür herkes her zamanki gibi.

"Yürüdüğüm yolun her virajında bir şeyler bırakmak zorunda mıyım ki ben?"

diyor odama dün yerleşen uzun saçlı çocuk. Hayır! Kalabalık, pis, kıvırcık ya da gereksiz uzunlukta bir saç değil onunki. Buna inandığım için öyle, biliyorum. Zaten ben neye inanırsam, doğru olan odur. O da böyle düşünüyor, biliyorum. Henüz sormadım ona hiç bir soru. Hayatına kaç defa tekrar başladığını merak ediyorum ama. Bu sorunun cevabı kaç kere vazgeçtiğini de gösterir çünkü. Hatta kaç kere nefret ettiğini bu dünyadan...

Yürüdüğün yolun her virajında bir şeyler bırakmak zorundasın çocuk. Bunu sana söyleyemediğim için üzülüyorum. Ağlıyorum bile, biliyor musun? Uzun saçlarını okşayıp sana şunu demek isterdim bir de;

Bu hayatı yaşamak; bir enstrüman çalmak gibi olsaydı eğer, onda kendimizi geliştirdiğimiz zaman kıskanmazdı insanlar.

Etiketler: , ,


06 Mart, 2008 / 00:29
Always stays the same
Bir bardak su. İçsem mi içmesem mi diye düşünürken hayat bir güzel içiriveriyor sana onu. Zaten neyi yapıp yapmamakta kararsız kalsan, olumsuz bir tarafını çekip önüne koyuveriyor hayat. "Hayat..." deyip geçiyorsun sen de. Hikaye hikaye üstüne biniyor. Sonra cümle cümle üstüne. Ardından küfür küfür üstüne... Hatta belki aşk aşk üstüne. Nasıl da karmakarışık oluveriyor insan bir anda. Hiç bir şeyi anlayamadan üstelik. Yoğun bir şekilde yaşıyorsun aslında çok net olan her şeyi.
Bu şeye benziyor; neye? Şeye. Hani hissedilen sıcaklıkla havanın gerçek sıcaklığı farklıdır ya. Ona benziyor. Sen üç yüz kırk beş fahrenayt olan derdi beş yüz kırk beş hissediyorsun hep. Bu normal inan. Herkeste böyle, boşver.

Hayır zaten üç yüz kırk beş fahrenayt olan derdi üç yüz kırk beş fahrenayt olarak hissetsen ne olacak? "Üç yüz kırk beş fahrenayt hissettim ben bu derdi" mi diyeceksin? Hadi canım sen de... Ahahah.