gözen
ne
demek?

28 Şubat, 2008 / 19:10
do I have to change my name?
Olaylar gelişirken O'ndan bağımsız bir şekilde, uyuyordu umursamaz bir şekilde. Evet, O benim. Neyime güveniyorum bilmiyorum hayatım. Bugünlerde son derece ılımlıyım. Makarna mı yapalım yoksa kahvaltılık bir şeyler mi atıştırırız diyor mesela biri, canım lazanya istediği halde; sen bilirsin diyorum ve gülümsüyorum içten bir şekilde. Genç, yaşlı, çoluk, çocuk herkesi sevme niyetindeyim. Sevilmek için önce sevmeyi bilmesini de çok küçükken O'ndan öğrendim. Daha sonra yaşayarak iyice beynime kazıdım. Düşmanlarım da oldu çok güzel giysiler içinde. Hepsinden nefret ettim ama aynı anda stratejilerini öğrenmeyi de bildim yer yer... Nitekim iyi ve sorumlu bir insan haline geldim. "Görmüş geçirmiş" biri olmanın önemini anlattı babam bana, anladım baba dedim. Biliyorum zaten dedim fakat babam bana her zaman;

"bilmek uygulamaktır yavrum..."

dedi ve salataya zeytinyağı dökmeye devam etti ben sofrayı kurarken. Yenildiğimi fakat bu yenilginin beni tutup her zaman durduğum basamağın bir kaç adım üstüne fırlattığını farkettim. Canım yandı düşünce ama ağlamadım. Sevdiğim şeylerin babam tarafından da onaylanması hoşuma gidiyordu her genç gibi. Doğruyu yaptığımı düşünüyordum işte o zaman. Oysa, o kadar çok doğru varmış ki... Hepsini yapamayacağımı çok acı şekilllerde öğrendim. Güldüm geçtim. Çünkü başka çarem yoktu.

Oysa şimdi, yalnızlığın bana verilmiş bir hediye olduğunu bile düşünüyorum zaman zaman. Çaresizliğinse; yalnızca eylemlerimin bir sonucu olduğunu görüyorum yaşadığım her kompozisyonun serim kısmında. Bas bas bağıranlar var evet "çaresizseniz; çare sizsiniz!" diye. Kitapçılarda, sokak ilanlarında, muhabbet ortalarında ya da başka yerlerde. Ne körüm, ne sağırım ne de anlayışsız... Dediğim gibi; serim kısmında ustalaşıyorum. Sonra düğüm ve çözümü bunu bilerek yazıyorum. Sonuç; sessiz, sakin ve huzurlu bir gece.

Fakat, sıradanlıktan ölesiye uzaklaşmak istesem de ben her adımımda; her kız gibi külotlu çorabın her defasında aynı yönünü giyiyorum... Topuklarımın, dizlerimin ve kalçamın bıraktığı iz malesef hep sıradan kalacak biliyorum ve diyorum ki; bugün çok güzelim.

Etiketler: ,


27 Şubat, 2008 / 03:21
kurtar beni yoldan geçen adam...
belki de tam istediğin gibiyimdir.
ellerinin aradığı cep benim cebim olabilir
inan bana.
zaten son zamanlarda ceplerimi hiç kullanmıyorum.
istediğin gibi kullanabilirsin.
sormadan,
düşünmeden...
plansız olduğun için susmana gerek yok.
elimde planlarım var,
derin dondurucuya attım hepsini.
yok hayır;
yağan kar yetmiyor bana.
bir gün eriteceğim buzlarımın hepsini.
o zaman akacak göz yaşlarım ve
o zaman gülmekten ağlayacağım.
kumar oynamaya gerek yok bunun için
varımı yoğumu harcadım zaten sen gelmeden önce.
evet, çok kötü bir insanım
savurgan
tutarsız
faydasız!

kuyulara attım yüzlerimi
ellerimle saldım ipleri hep
unuttuğuma inandırdım kendimi sonra
unutmadığımı bile unuttuğuma inandım...
yalanlarımı kimler seziyordu ki
ve yorgun gözlerimi
mahallenin terzisinden başka kim görüyordu?
tüm bunların arasında güneşler doğurdum her gün için
her gece ay yuttum ama öncesinde.
sizi anlıyorum diye bana gelmek zorunda değilsiniz
dedim ama dinletemedim.
ne eldivenlerim var şimdi ortada
ne de çantamda bir mendil...
eskidenmiş o mendil ütüleyip taşımak
güzel günlerde çıkıp bankta oturmak
ya da
yataktan dinç kalkmak...

kuyulara attım yüzlerimi,
sorma artık daha ne kadar yüzsüz olabilirsin diye!
bu dünyada milyonlarca kuyu var sevgilim
ve kim bilir daha kaç tane yüzüm görmediğim...
bin yıldır aynıyım diye yatıp uyuma,
yüzünü görmeliyim.
üşüyor bak yanan ışık
sonra kablolar...
ama boşver hepsini
şu güzelliğine bak!
yalnızlık bile yakışıyor sana.
yüzündeki yaraların,
yanlış kararların,
haksızlıkların...
kurduğun hayallerle benimkiler aynı diye benim olmak zorunda değilsin,
biliyorum.
hatta ben yaşamayı da biliyorum delice
aşık olmayı,
susmayı, konuşmayı ve
ölmeyi de biliyorum her canlı gibi.
tuzla buz olmayı da öğreniyorum işte yavaş yavaş
kanımdakileri es geçmeyi öğreniyorum.
ama inan biriktirdim bana lazım olan her şeyi
kalbim için bir koli ayırdım kenara
hep imtiyazlıdır ya.
ama şimdi ölmesin kelimeler
sararmasın fotoğraflar ellerimde.

yağan kar yetmiyor...
uçurum en çok ucundayken korkutucu oluyor
ve kokun harikulade her zaman.
bilmiyorum bu sanrılar biter mi?
tüm bunları düşünürken ben;
sarhoşun teki olmadığımı,
elimde tuttuğum bir kalemin gerçekliği kadar kanıtladığım zaman
anlayacağım ki bitirmişim tüm kurulabilecek hayalleri.

sözlerimden bozuk plaklar düşüyor yerlere
bak, yarını düşünüyorum işte.
öyle ya;
bir plağın bana eski bir söylemi hatırlatması,
yaşaması için yeterli değil.
zaten eski mimiklerimi hatırlamadıktan sonra,
attıktan sonra yüzlerimin hepsini kuyulara,
sağır olup duyamadıktan sonra çift sesli şarkılarını,
titreyen sesini,
bilmiyorum hangi hayatı yaşıyorum ya da yaşayabiliyorum
açamadıktan sonra
yüzündeki o toz pembe görmek istediğim siyah kepengi...

Etiketler:


20 Şubat, 2008 / 03:41
it's so quiet
Ben çalıyorum aslında o kemanı. Hangi keman dediğini duyar gibiyim. Melodiler uçup giderken tanımsız şehirlere doğru, o kemanın hangi keman olduğunun hiç bir önemi yok bunu biliyoruz bal gibi. Hani benim seni bildiğim, senin beni bildiğin gibi. Beni yıkanların ne olduğunu, beni yüceltenlerin, beni ağlatan ve beni güldürenlerin neler olduklarını bildiğimiz gibi. Sessiz sessiz ilerlemek yoruyor insanı yalnız.

Yaptıklarım ve yapmamın mümkün olduğu şeylerin beni ben yapmasından bıktım. Şehirlerle oynamaktan da... Bir gün bir şehrin benimle dalga geçmesinden korkuyorum. Düşünemeyen, müzik dinleyemeyen, konuşamayan, yorum yapamayan, bana beni anlatmayı bırak, bana kendisini anlatamayan bir şehrin benimle oyun oynamasından korkuyorum. Oyunlarını, iş işten geçtikten sonra farketmekten daha da fazla korkuyorum. Bunu nasıl anlayabilirim ki önceden?

Ya gözleri çok güzel ve elleri sıcacıksa?
O zaman ne yapacağım?
Ellerimin soğukluğunu giderme isteğim beynimin önüne geçerse?
Gülersem aklımı yitirene kadar?
O zaman ne yapacağımı bilmek istiyorum, söyle bunu bana, lütfen.

Nereden başlayıp da bu aşamaya geldiğimi ben de bilmiyorum. Aşamalar zaten öyle bir hal almışlar ki; her biri diğerini unutturmaya programlanmış sanki. Birinden diğerine geçerek, her şeyi unutmayı göze alıyorsun yani. Bunu biliyorsun, evet. Çaresi yok ama başka. Ellerine yeni çiçekler alabilmek, üstüne yeni kazaklar giyebilmek için bunu yapmak zorundasın. Ne olursa olsun ağlamak da zayıflık olarak görülüyor bu dünyada. Sen ne kadar bağırırsan bağır "ağlayamıyorsan bir hiçsin!" diye, hiç bir şey değişmiyor o yüzsüz yüzlerde. Bakıyorlar sana bir oduna bakar gibi. Hiç bir fonksiyonu olmayan, hatta yağmurda ıslanmış, artık yakılıp da değerlendirilemeyecek bir oduna bakar gibi...

Ne yaşarsan yaşa, ne görürsen gör yürüdüğün yollarda, bunu etrafa anlatmak yavaş yavaş imkansız hale geliyor. Basit kelimeler ve yapmacık mimikleri tercih etmek durumunda kalıyorsun ve bunu da istemediğin için bir bardak suyla yutuyorsun hepsini. Geriye hıçkırığın kalıyor seninle, nefessiz kalarak hallediyorsun onu da.

1 dk nefessiz kalarak, bitti gitti.

Etiketler: , ,


14 Şubat, 2008 / 20:34
so bare is my heart
Öyle bir rüya gördüm ki; aslında yaşadıklarım bir rüyaymış da o rüya gerçekmiş gibi hissediyorum şu an. Bana bu rüyayı gördüren etken! Her neysen gel ve bir daha gitme yalvarırım. Hiç bir şey yoktu aslında ortada. Sabaha kadar müzik dinledim, bir şeyler okudum durdum. Ardından, yatmaya karar verdim ve her gün yaptığım gibi, gittim yorganımı ve yastığımı aldım geldim öbür odadan. Soğuk çünkü, yatamam orda. Konu bu değil. Dişlerimi fırçaladım, aynada yüzüme baktım. Biraz konuştum sanırım, evet. Kendimle tartıştım biraz, küçük harfle. Vakit epey geçti çünkü. Yan tarafımızdaki ekmek fırınından oldukça yüksek desibelde sesler geliyordu, doğru. Bağırsam da bir şey olmazdı. Kimse rahatsız olmazdı. Fakat ben olurdum. Zaten anlamıyor musun? Duymak istemiyorum bazen özeleştirilerimin yankılarını. Yoksa, üst katmış, saat beşmiş, ekmekler güzel kokuyormuş, hayat güzel-miş... Ahahah, bahaneler...

Size de oluyor mu? Fonda çalan şarkı hızlanınca sanki benim de hızlanmam gerekiyor. Şarkı bitmeden bitmeli yazılar... Şey oluyor bir de; yolda yürürken, arkadan gelen arabaların beni öldürmek için tutulmuş birer kiralık katil barındırabileceği hissi kaplıyor içimi. Arabaları üzerime süreceklermiş gibi hissediyorum. Hemen başka bir arabanın oraya kaçıyorum ki, gelmesinler üzerime. Hani kaza olur, masraf çıkar. Tam bu noktada, ülkedeki ekonomik krizin boyutlarını görebiliyoruz aslında. Yahu biri beni öldürmek istese ne umrunda olur ki?

Rüya diyorduk. Ahh! Keşke anlatabilsem, kelimelere dökebilsem... Bu rüyayı unutmayacağım, unutamayacağım. Hakkında tek bir şey söylemek istiyorum yalnızca;

kiss me baby one more time

ahahahah.

Etiketler: , , ,


10 Şubat, 2008 / 05:15
Kestaneyi çiğ yemek gibisin, herkes sevmeyebilir mesela.

Etiketler:


07 Şubat, 2008 / 03:51
Duudan
Benden çok uzakta bir kaç tiyatro sahne alıyor bu aralar. Kendimden beklemediğim tepkiler alıyorum. Yine kendime doğru elbette. Zaman dursun istiyorum çoğu zaman çünkü bir sonraki adımı görüyorum ve o adımda ne tür kelimeler seçeceğimi hiç kestiremiyorum ve bundan gerçekten çok korkuyorum. Tatil yapmalıyım aslında o uzak tiyatroların yanında bir yerlerde. Valizimi alıp gitmeliyim. İçi boş olmalı. Gerektiğinde yoldan katmalıyım bir şeyler. Ağzını da kapatmamalıyım.

Şehirden şehire geçmek güzel bir duygu. Haritada gördüğüm o sınır çizgilerinin nereden geçtiğini bulmaya çalışırım genelikle yollarda. Ellerim kollarım bağlı otururum koltuğumda. Aslında kendi kendime bir şeyler anlatırım o an. Bakmayım ceketimin fermuarı ya da gömleğimin düğmeleriye oynadığıma.

Sevgili Biscuit; biliyorum hala konuya gelemedim. Belki de gelmişimdir çoktan da, bunu bana söylemeni bekliyorumdur. Her şeyi unutarak yaşamak çok zor. Kimse yapamaz bunu, yapıyormuş gibi yapar yalnızca. Kördüğümler ne dün çözülebilirdi, ne bugün çözülebilir ne de yarın çözülecek. Bu neye benziyor bilmiyorum. Zaten aramıyorum da. Umrunda olmazken hayat, ne umrumda olabilir ki? Kanayan yaralarım, kurumuş ojelerim ve gereksiz bir çok şeyi depoladığım o beynimle tanımlama beni. Yollarda oynayarak büyüdüm her çocuk gibi. Düştüm, dizlerim kanadı. Düştüğüm için bir de dayak yedim üstüne. Sadece canım yandığı için ağladım. Başka bir şey için değil. Keşke şimdi de canım acıdığı için ağlıyor olsaydım. Odama kapandığım zamanlarım oldu daha beşken yaşım. Çelişkileri birer birer oyuncaklarıma yedirdim orada. O kapı kapanınca oradan çıkamam sanıyordu herkes. Evet, yanılıyorlardı.

Dünya tatlısı kadın! En sevdiğin şarkıyı unuttum, kızma bana. Seni öyle özledim ki... Domates çorbasını senin kadar güzel yapamıyor kimse. Ellerimden tutup çek beni pes ettiğim bir gün. Kendimi öldürmeme asla izin verme eğer elinden geliyorsa, olur mu? Görüyorsun beni biliyorum. Ağlama sakın ağladığım zaman. "Gerçekten istersen her şeyi başarırsın" demiştin. Sevinmek, sevilmek, sevmek istiyorum delice. Yapamıyorum, olmuyor. Başladığım her şeyi yarım bırakıyorum üstelik. Buna çok kızardın. Yarım kaldı her şey teyzem, yarım kaldın. Yarım kaldık. Senden sonra da sanki her şey yarım kalmaya devam etti. Rüyamda seni gördüğüm günü hatırlıyor musun? Bir yerde tıkanıp kaldıktan sonra senin anlatmanı istemiştim rüyamda senin de oduğunu düşünerek. O zamanlar; rüyaların ortak olduğunu düşünürdüm. Unuttuğum için devam edememiştim anlatmaya. Üstelik, o rüyayı sadece benim gördüğümü anlayınca dönüm noktası da denebilecek bir hayal kırıkılığı yaşamıştım. Şimdi o rüyayı bile hatırlamıyorum teyze. O zaman mı başladık sence de yarım kalmaya? Bu sorudan da, cevabı gelmeyen bütün sorulardan da nefret ediyorum teyze. Sevmeyi gerçekten istemiyorum belki de.

Yıl 2008. Kokunu hiç unutmuyorum. Herkese gülen gözlerini de. Arada ikisi de gelip buluyorlar beni, dayanamayıp ağlıyorum. Ağaçtan düşmüş gibi oluyorum o an. Afallıyorum ve yokluğunun iğrenç yüzü ile yapayalnız kalıyorum olduğum yerde. "Bir varmış bir yokmuş" demek istemiyorum teyze. Görsem bir kere, kimseye söylemem inan. Özlemim birikiyor günden güne. Bir gün son bulacakmış gibi düşünüp de gerçeği kendime hatırlatmaktan yoruldum. Yıllar inanılmaz bir hızla geçiyor, büyüyorum. Kocaman oldum teyze, istemiyordum ya büyümeyi hiç; o yüzden büyüdüm gözümü açıp kapatıncaya kadar.

Havalar soğuk, eski evin soğuk. Kış mevsimindeyiz. Şubat ayını sevmiyorum, biliyorsun. Üstelik; yoksun.

Etiketler: , ,


05 Şubat, 2008 / 21:44
To live
Neden sinekler insanın kulağına gelir hep? Yani iğrenç bir ses çıkardıklarını biliyorlar da o yüzden mi kulağa gidiyorlar önce? Korkunçlar! Aslında anlatmak istediğim sinekler değil. İnsan sıkılınca her şey batıyor ama bir şekilde. Mutfağa gidiyorsun, öbür odaya gidiyorsun, sonra öbür odaya. Her evde bir öbür oda olur ve her odanın kendine has özellikleri vardır. Fakat burada her oda birbirinin aynısı. Büyüklük ve küçüklük kavramlarını çıkarırsak eğer aralarında başka fark kalmıyor.

Uyuyamıyorum.
Hiç uyuyamıyorum.

Etiketler:


17:14
5 Şubat
İyi ki doğdun annem!
Seni seviyorum.

Etiketler:


02 Şubat, 2008 / 02:28
Fake
Yaptığım yemekleri önce kendim beğenmeliyim diyorum ve beğeneceğim yemekler yapıyorum. Hepsini yemiyorum ama bu aralar. Orada dursunlar. İstesem hepsini çöpe atabilir, yenilerini yapabilirim. Hatta yenilerini yapmayıp, başkalarına yaptırabilirim. Bu hiç normlara uygun olmaz. Zaten normlara da hiç bir şey uymaz. Normlar kendilerini ne zannediyorlar hiç anlamıyorum. Benim yemeklerimden, yemeklerimi yemeyişimden ve onları atıp yenilerini yaptırışımdan normlara ne?

Gömleklerim beyaz oldukları için hemen kirlenirler diyemiyorum çünkü onları giymiyorum bile. Renklerini hiç bilmiyorum. Dolabımda bile değiller zaten, nerede olduklarını bilmiyorum. Of tanrım, çok ama çok yoruldum. Bunu göremiyor musun? Düşman oldu ayakabımın bağcıkları bile bana. Güvenlerini kaybettim. Mahallenin çocukları garip garip bakıyorlar ben geçerken, bugün farkettim. Fark ediyorlar mı dersin hatalarımı? Aman boşver, umrumda da değil.

Denize düştü küpem dün. Ondan önceki gün müydü ki acaba, tam hatırlamıyorum. Rüyaydı sanırım bu, denizi henüz görmemiş olabilirim hayatımda. Neyse, konu bu değil. Küpe diyordum. Kaybettim. Ama hiç önemsemiyorum biliyor musun? Çünkü ben hep küpeleri tek alırım. Çift almam. Eğer çift almış olsaydım kendimi toparlayamayabilirdim. Tek kalmasına dayanamazdım. Şimdi ise, o küpenin teki olanlardan bihaber.

Etiketler: