gözen
ne
demek?

31 Aralık, 2007 / 15:14
Hazırım
güzelce giyindim,
süslendim.
saçlarımı boyadım.
giysilerimi özenle seçtim.
hazırdım.
ayakkabılarımı giydim ve
paltomu almadan çıktım yola.

ellerimde hediyeler vardı
karşımdakilere verilecek.
verdim de.
sevindim, mutlu oldum.
gülümsedim bana gülümseyen gözlere.

fakat neydi ki arada sıkışıp kalan?
"güzellikleri bir güzel yaşamama engel olan..?
neredesin?
nasıl bir şey olduğunu bir anlayabilsem düşeceğim peşine." dedim,
fısıldadım,
kimse duymadı.
düşündüm.
kimse anlamadı.

hayır,
öyle sandım.

yeni yeni pencereler açıyorum güneş girsin diye içeri.
daha çeşitli yönlerden açıyorum ki hepsini
güneşin her yönünü tadabileyim...

güveniyorum hislerime.
alıyorum elime hepsini,
ölçüp biçiyorum tek tek.
ben ve kalbim bir tek.

gezip görüp değerlendirmeliyim.
bir başka şehri değil fakat,
kendi şehirlerimi.

Etiketler: , , , , ,


04 Aralık, 2007 / 16:44
4
Yazdığım, ve salak bir hata dolayısıyla kaybolan yazı için ağlasam da yenisini yazma konusunda ısrarlıyım.

Kulağımda küçükken evde pazar günleri falan çalan Sezen Aksu parçaları... Ardından gelecek bir ütü kokusu ve bizimkiler dizisi jenerik müziğini bekliyorum elimde olmadan. Hiç evde durmazdım ki aslında. Bu müzik çalardı ben oyun oynamaya giderdim. Oynadığım oyun da sek sek ya da saklambaç falan da değildi. Ağaçlara ev yapardık filmlerdeki gibi. Onlar gibi güzel olmazdı ya da oradaki çocukların babaları gibi bizim babalarımız yardım etmezdi bize. Evde ne kadar işe yaramayan örtü pırtı ya da başka zamazingolar varsa hepsi o ev içindi. Annem kızsa da kızmasa da... Bir evim yok muydu ki benim başka evler yapıyordum? Pazar akşamları, ertesi sabah erken kalkılacağı için erken yatılan, dolap kapaklarına yeni ütülenmiş etekler önlükler asılan... Ya da 2-3 gün üst üste pişirildiği için sinirlenip de balkondan döktüğüm koca bir tencere patlıcan yemeği kimin içindi ki?

Her köşesinde anılara sahip olduğum o eski evlerimiz... Ne çok sevmişim camı kırık balkonu bile. Ellerime aldığım her şey gerçekten bize aitti sanki. Oturduğum her yer, zemin, duvarlar... Çiviler hatta duvarlardaki. Salonda, üzerinde doğanhisar yazan derece, çiftli kanepe. Ulan çiftli kanepe, senden az mı nefret ederdim aslında seni dolap olarak kullanmak zorunda kaldığım yıllar... Seni böyle arayacağımı söyleseler inanmazdım ki. Neler neler değişiyor, neler neler büyüyor ya da küçülüyor hayatta...

Suçlu aramak huy oldu fakat. Neden diye sorduğun zaman cevap "bunun yüzünden" şeklinde geliyor. Buradan da şunu çıkarıyoruz, insanoğlu çok ama çok suçlu.

Fakat bunların hiç biri benim 4 bir yanına mutluluk serpilmiş bir 4 duvarı özlediğim gerçeğini yok etmiyor.

Evin bir odasında iki kişilik bir yatak görmeyi ya da pazar günleri ütü kokusuyla birlikte spor programlarının gürültüsünün oluşturduğu ahengi öyle özledim ki... Ne ütü kokusu yalnız çekiliyor ne de spor programlarının gürültüleri...

Etiketler: , , , , ,