gözen
ne
demek?

30 Ocak, 2007 / 05:05
Elvina
Bir kız var bizim bölümde. Adı Elvina. Çok çalışkan bir öğrencimiz. Kendisi Rus. Adı Elvina. Elvina Tschkalova gibi bir şey. Soyadını yazamıyorum, benimle alakalı bir şey değil. Kızın soyadın yazmak gerçekten çok zor. Bu postu saygıdeğer Elvina'ya ithaf etmek geliyor içimden. Gündüz geldi aslında bu aklıma. Elvina'ya bir post ithaf etmek. O duyguyu şu an yaşıyorum. Çünkü O'nu tanıyorum. Ben; O'nu tanıyorum. Ama siz tanımıyorsunuz.

Size Elvina'yı anlatayım. Elvina, güzelce bir kızdır. Geçen sene, ben 2 adımlık yurdumdan okula gelmeye üşenirken, o taa Bornova'dan geliyordu her gün okuluna. Sıkıca giyinir, hiç üşümezdi. Çünkü O Rusya'da ne soğuklar gördü ne soğuklar... Biz görmedik, sen görmedin, ben de görmedim. Biz o soğukları görmedik.

Elvina hiç yemek yemez. 2 sene boyunca belki 1 ya da 2 kez simit falan yediğini gördüm ama hiç büyük bir iştahla yemek yediğini görmedim. Elvina dışarı çıkmaz. Geceleri yani. Ben çok şaşırırdım mesela, "hem Bornova'da kalıyorsun hem de hiç dışarı çıkmıyorsun yani öyle mi?" derdim."Evet Gözen" derdi kibar yüzü ile hafif önemsemeyerek. Önemsemezdi. Çünkü Elvina'ya göre önemsenmesi gereken sadece ve sadece dersleriydi. Hatta bir keresinde "Elvina, güzel bir kızsın. Erkek arkadaşın yok mu?" diye bir soru sormuştum nereden estiyse... "Hayır Gözen, vaktimi onlara ayıramam, bence vakit kaybı" demişti. Evet, böyle demişti.

Elvina, şimdi derslerinde son derece başarılı olmanın verdiği büyük mutlulukla tatilini geçiriyor büyük olasılıkla. Hiç devamsızlığı yok sanırım.

Elvina ile mor pantolonlarımız aynı ama. İşin garibi çoğu zaman aynı gün giyiyoruz. Diyorum ki; "hey gidi Gözen, bir Elvina olamasan da O'nun gibi düşünebiliyorsun, karar verebiliyorsun bazen baksana!". Ama şu cevap beni her seferinde alt ediyor: "Ne zaman bir Elvina olmak istedin ki..?"

Etiketler: , , ,


27 Ocak, 2007 / 18:22
Zaman
Bitti 2. sınıfın ilk dönemi. Zaman çok hızlı geçiyor ve sinirimi bozuyor. Yapmam gereken bir çok şeyin kaldığını düşünmeme sebep oluyor. Eksik hissediyorum, kötü. Hiç ağlamıyorum, aksine çok gülüyorum bu aralar. Ders çalışıyordum, bitti sınavlar artık çalışmıyorum. Evet, sınava çalışmayı son ana bırakanlardanım ne yazık ki. Derste de dinliyorum ama, öyle uyumam. Hem zaten bizim okuldaki sıralar uyumaya elverişli sıralar değil. Uyumam için yatak olmalı, öyle otururken zor. İnsanın ayakları uyuşuyor.

Havalar çok güzel, ne güzel. Sanmayın ki bu hoşuma gidiyor. Her şey gerektiği gibi olmalı, kış kış gibi olmalı yaz yaz gibi. Kalın giyinmeye, soğuktan donmaya razıyım. Hava normale dönsün.

Biraz öksürüyorum. Geçmiyor bir türlü. Kavgalar artık beni çok üzmüyor. Ya da germiyor. Son zamanlarda, son aylarda büyüdüğümü hissetmeye başladım. Büyüyorum, artık kocaman oluyorum. "Eşşek kadar!"

Belki akıllanırım, belki deliririm, belki bıkarım, belki susarım, belki koşarım, belki gülerim, belki gider, belki gelirim... Yarın ne olacağı o kadar önemliyken onun hakkında hiç bir bilgiye sahip olamamak size de biraz koymuyor mu..?

Etiketler: , ,


22 Ocak, 2007 / 16:03
-
Bir bilgisayar sınavının bu kadar zor ve sıkıcı olabilceğini tahmin edemezdim.

Etiketler: , ,


20 Ocak, 2007 / 01:09
hay!
Boynum çok kötü tutulmuş. Hareket edemiyorum. Özürlü gibi geziyorum evde. Nereden çıktı şimdi bu anlamadım. Dün gece uzun süre bilgisayar karşısında oturmamdan dolayı olduğu söyleniyor, bilemiyorum. 40 yıl düşünsem boynumun tutulacağı aklıma gelmezdi. Epeydir tutulmuyordu çünkü.

Bu arada uyurken, yorganın üstündeki battaniyenin yüzüme yaklaşmasından nefret ediyorum. O yorganın pamuklu yumuşak yüzeyi var oysa...

Etiketler: , , , ,


18 Ocak, 2007 / 17:03
konektin' piipıl
Eksik kalmamalıyım tanrım eksik kalmamalıyım.

1. Nefret ettiğim bir özelliğim var. Pek çaktırmasam da, ya da en azından ben pek çaktırmadığımı düşünsem de; çok kıskanç biriyim. Not, giysi, iltifat... Bunlar ve bunlara benzeyen daha bir çok dünyevi şeyi çok kıskanırım. İçten içe deliririm. Kıskanç olduğum düşünülmüyordur herhalde ya, sanmam. Dışa vurmam çünkü, içimde yaşarım onu. Hırslandırır beni. Ama çok kötü bir özellik, biliyorum.

2. Çağdaş gibi, ben de birinin yemek yediği bir tabaktan yemek yemekten tiksinirim. Bu herkes olabilir. Ağıza dayayarak su içilen bir şişeden su içemem, bir bardaktan biri bir şey içmişse, ben de içmeden önce (eğer o bardaktan içmeye mecbursam) o kişinin içtiği yerden içmemeye özen gösteririm. Elimde değil.

3. İnsanların dış görünüşlerine çok önem veririm. Ama giysi olarak özellikle. Temiz mi? Kırışık mı? Uyumlu mu? En önemlisi ise; ter kokuyor mu? Ter kokan insanlardan direk soğurum.

4. Okeyde 51 bilmeyenlere sinir olurum. Onlarla hiç okey oynayasım gelmez.

5. Tatil için Kuşadası'na gidenlere ve Kuşadası'na da sinir olurum. Denizi çok pis ve hep öyle kalacak!

6. Genel olarak benimle hiç uyuşmuyor gibi görünse de dışarıdan; ileriyi düşündüğüm zaman kendimi hep klasik bir görünüm içerisinde hayal ederim. Siyah etek-ceket takımlar, siyah şık bir çift ayakkabı, elimde çantam, toplu bir saç... Neden zihnimde bu konuyla ilgili bu tarz imgelerim var bilmiyorum.

Şimdilik bu kadar.

Sıradan;
tersköşe.

Sonra;
yemek sulu karpuza bayılan ttku.

ahdıusha 029.

civcik remedios.

keditasmasi.kom

Etiketler: , , , , ,


17 Ocak, 2007 / 13:01
sınav süfer!

Etiketler: , ,


03:10
Doktor; Korkuyorum..
Başlarda adından hiç bir şey anlamadığım dersten bugün finalim var.
Adı: Tür. İng. Tüm. Bilg.
Çok varsayımda bulundum bu dersin adı hakkında. Sonunda yardımsever bir arkadaşım (ki hepsi yardımsever(!) onların) dedi ki; "o dersin adı Türkçe İngilizce Tümce Bilgisi". Hmm dedim. Oysa ben daha ilgi çekici, daha farklı ne bileyim daha yaratıcı bir isim beklemiştim. Garip bir ders adıydı. Bu yüzden ben de ilginç ders konuları bekliyordum. Ama yine hayal kırıklığı, yine hüsran... Dersin konuları bildiğimiz dilbilgisiydi. Hem de ne sadece Türkçe ne sadece İngilizce. İkisi bir arada. Hoca sınavda sorduğunda ikisini birden soruyor. Diyor ki mesela; how we construct reciprocal sentences in Turkish and in English? Briefly explain and give examples.

Bugün yine bu sorularla başbaşayım saat 11:00 ile 12:20 arasında.

Etiketler: , , , ,


14 Ocak, 2007 / 04:03
Bela
Ahh acquisition. İlk sınav acquisition olur mu? Olur. 3 saattir ders çalışıyorum, ben ki 3 saat bir derse motive olmuş bir biçimde duramam aslında aralıksız. Gerçi zaten olmadım da, ama olmaya çalıştım. Her zamanki normal Gözen kimliğimi atıp, başka bir tanesini bürünmekti amacım. Sırf o acquisition sınavında çevremi izlemeyeyim diye. Bilirsiniz sınav psikolojilerini, ovv felakettir. Çevreye bakmak, silgiyi parçalamak, heyecandan yerli yersiz yutkunmak, sonra "öf ne kadar çok yutkundum" demek kendi kendine, "sınav bitse de gitsek" şeklinde düşünmek, geçmeyen dakikalar, çözümünü çok iyi bildiğiniz ya da hiç bilmediğiniz sorular...

Bu hafta final haftası. Kendim için başarılar diliyorum. Siz de diler misiniz?

Etiketler: , , , ,


03 Ocak, 2007 / 03:30
x'tir y'dir


Geliyor cümle, giriyor şu yanda gördüğünüz makineye. İşte o noktadan sonra olanların hepsi senin suçun. Nasıl bir cevap vereceksin, nasıl bir mimik göstereceksin, nasıl bir tavır takınacaksın ya da ne kadar susacaksın? Hepsi ama hepsi senin sorumluluğun. Gelen cümle yanlıştır, doğrudur, eksiktir, anlatım olarak bozuktur, x'tir, y'dir; hiç farketmez. Bir de şöyle bir durum vardır; o cümle gelir, sen daha onun nereden geldiğini, neyin nesi olduğunu, doğru mu olduğunu yanlış mı olduğunu, eksik mi olduğunu fazla mı olduğunu çözmeye çalışırken bir diğeri gelir. Sonra bir diğeri, bir diğeri... Kardeşleri olurlar kendileri. Birbirlerine çok bağlıdırlar. Eğer gergin bir ortamda ortaya çıkmışlarsa genelde hepsi toplandığında bir adam gibi laf etmez. Bunlarla her gün karşılaşıyoruz. Ben bugün karşılaştım mesela, tam bir felaketti. İnsan kendini aciz hissediyor. İki laf edemeyen bir dangoz hissediyor. Sinirleniyor. Susuyor, acıkıyor. Canı sıkılıyor. Kalbi sıkışıyor gibi oluyor böyle. Ayh kötü bir şey o. Bugün oldu işte, gözlerim yaşardı hemen. Bağırdım bol bol. Sonra bir de sorarlar ayol "Ne bağırıyorsun?" diye. Bir çeneni kapatsana..? Sussana..? Böyle anlardan birinde öleceğim diye gerçekten çok korkuyorum. Dizlerim titriyor, kendimi 70 yaşında gibi hissediyorum. Kendini 70 yaşında hissetmek nedir hiç bir fikrim yok ama öyle bir şey olmalı, evet.

Etiketler: , ,


01 Ocak, 2007 / 02:05
07
"Gömleğini çok sevdim, çıkar onu bebeyim, hadi gel bize gidelim" diye bir şarkı vardı, ağzıma nereden takıldı bilmiyorum ama onu mırıldanıp duruyorum. Çok sinir bozucu olmaya başladı.

2007'nin ilk saatlerini yaşamaktayız fakat bu hiç bir şeyi değiştirmiyor. Mesela tuvalete gitmek istiyorum ama soğuk!

Babam uyumuş. Çay da soğumuş zaten. Bir yılbaşı gecesi geldi geçti işte. 10-9-8-7... Ama bize daha yılbaşı olmadı, o dedi. Battaniyem, yastığım, pikem burada. Babam getirmiş galiba, hiç farketmedim. Uyudu işte.

Bugünün dünden ne farkı var ki? Hiç bir farkı yok gerçekten.

Etiketler: , ,