gözen
ne
demek?

25 Ekim, 2006 / 02:22
Celse Celse
Kaçıyorum olmuyor. Üstüne gidiyorum hiç olmuyor. Kare kare geliyor önüme. Acıtıyor feci bir şekilde. Konuşamıyorum da konu hakkında kimseyle adam gibi. Hani şöyle oturup; "bu böyle kardeşim, böyle böyle" diyemiyorum, doluveriyor gözlerim. Bilenlere, yaşayanlara soruyorum;

"üzülüyorsun değişmiyor, umursamıyorsun yine değişmiyor. o yüzden kendini düşün.."

diyorlar.. Arada kalıyorum. Tepkisizce. Cahil hissediyorum kendimi, lüzumsuz, zararlı hissediyorum. Başka şeylerle uğraşmaya çalışıyorum, unutmaya çalışıyorum ama nafile. İnsanın ailesi yani, ne kadar unutulabilir ki..?

Süreç süreç bu olay. En sessiz ama en yıkıcı dönemi yaşıyoruz şu an. Sonradan alışılırmış evin bu hallerine. O lanet olay yaklaşıyor yavaş yavaş. Önce soğukluğu geldi, yayıldı eve. Sevgi, saygı.. Bir şey bırakmadı ruhlarda. Yer yer şahit oldum ben, yer yer olamadım. Duyadım eskiden başkalarından, "hmm" derdim. Hiç bir fikrim yoktu nasıl bir his olduğuna dair. Bizim evde de böyle bir şey olabileceğini hiç ama hiç düşünmedim, hiç ihtimal vermedim. Ama meğer ne kör, ne sağırmışım öyle değil mi? Hiç farketmemişim ben esen rüzgarları. Tepemizde genelde hep var olan elektriğin hiç farkına varmamışım. Yalan oysa. Hep de bildim. Bir güzel geliyordu, sezdiriyordu zaman zaman. Gayet de görüyor, hissediyordum ben.

Şimdi bu evde gördüğüm her asık surat, her üzgün surat kabusum oluyor. Yaşıyorum birer birer. Aralarda yaşadığım bir kaç güzel rüyayı da unutuyorum. Ya da farkedemiyorum. Hayatımın, bu kabusu bol döneminde bile bana güzel rüyalar sunan insanlardan ölesiye özür diliyorum.

Ben, Gözen..
Bu aralar; bazen normal olmadığımı düşünüyorum.

22 Ekim, 2006 / 17:57
21.10.2006

bugün yine gördüm ben
yaşanacak olan sonları.
hiç bir giysimi ayırmadım yarına,
ya da
düne.
güzel bir cümle kurdum içimde.
yorum yapmadım,
meydan okumadım,
öğüt vermedim dibimde büyüyen olaylara.
gıcırdadı tahtalar her hamlemde.
istemedi bu ev sevmeyi belki.
gülümsetemedim hiç bir köşeyi delice.
günahlarım ve sevaplarım oluşturuyor beni
birileri için;
sevaplarım kadar varım
ya da
günahlarım kadar yokum.
yanlış.
saçma.
otur dinle bak,
biri ela biri siyah bir çift göz
yaşamayı anlatıyor sana.
04:22

13 Ekim, 2006 / 09:35
Güne Hazırım
Gece uyumadım.
U-yu-ya-ma-dım!

Hadi dedim uyumadan gideyim okula bari. İlk 2 saat dersim var nitekim. 8 buçukta. Tabi evin diğer üyelerinin dersi öğleden sonra olduğu için onlar da uyumadı ama onlarınki keyfi! Saat oldu 7 buçuk. Hazırlanmaya başladım. 8'i 20 geçe çıktım evden. Gayet iyiyim, uykum yok. Dinç hissediyorum falan. Geldim okula. Ders bilgisayar. Gittim. Kapı kapalı.

Kapı kapalı!

Girsem..? Girmesem..? Kararsızlık.. Korku.. Endişe.. Ama ilginç taraf şu; içeriden hiç ama hiç ses gelmiyor. Bekledim bekledim acaba birileri gelir mi ben gibi 4-5 dk sonradan diye ama yok. Kimse gelmedi. Tepem attı, yürüdüm gittim. Nereye gidiyorum lan ben dediğimde kafettonun önündeydim. Bari su alayım dedim girdim suyu aldım ve 11 buçuğa kadar ne yapacağım ben şimdi diye düşünürken gözüme okulumuzun nadide bir binası olan Cahit Arf binası takıldı. Ve buradayım işte. Klavyenin başında. Şimdi soruyorum, sıkı durun.

Ulan ben boşuna mı uykusuz kaldım laağn?
Aağh.. Gözlerim ağrıyor. Ve 11 buçukta nalet* bir ders daha var. İşin kötüsü; o ders 12 buçukta bitiyor, araya öğle arası giriyor. Sonra 2 saat de öğleden sonra var aynı dersten. Kafayı yemek üzereyim. Başım çatlıyor. Gözlerimin ağrıdığını az önce söyledim. Halsizim. Canım sıkılıyor, içim daralıyor.
Uyumak istiyorum ben!
Bu arada ben ne yaptım? Çağdaş'ın doğum gününü unuttum. Kendimi kutluyorum ve aynen böyle devam et gözen, afferim diyerek bu yazımı burada noktalıyorum. İyi ki doğdun Çağdaş desem şimdine anlamı kaldı ki değil mi? Çok üzgünüm.
*nalet = lanet

09 Ekim, 2006 / 00:15
Tebrik, Alkış, Tezahürat!
İnsan bu adamı klarnet çalarken dinlediği zaman gözlerini kapatıp sadece düşünmek istiyor sanırım. Bende hep öyle oluyor. O ses geliyor kulağıma, oradan yüreğime iniyor sanki. Batıyor, acı çekiyormuşum gibi oluyorum. İçim sıkılmıyor ama, kötü değil. Aslında kötü, ama değil. Yani evet insanın kötü anıları, dertleri falan geliyor gözlerinin önüne ama dinlemek lazım, cidden. Yani bir zorunluluk olmalı bu. Oturup açmalısın, uzanmalısın ve dinlemelisin. İnsan sesi olmayacak ama çevrede. Sadece klarnet sesi gelecek kulağına. Bir bir gezeceksin geride bıraktığın sayfaları. Ağlayacaksın. Ağlamak dedin de, canım yine ağlamak istiyor. Ama insan sesi olmayacak. Ağlayacaksın. Yalnız hıçkırık duyacaksın arada, bir de burnunu sileceksin. Peçete sesi, klarnet sesini asla bastırmayacak. Çok içlisin be! diyeceksin. Ama aynen devam.
Çalacak, çalacak.. Çalsın! Yoldan işinde gücünde insanlar geçecek, izleyeceksin. Ama dikkatin dağılacak. Klarnet öyle bir derinden gelecek ki, öyle zayıf noktandan vuracak ki; yoldaki insanlar g.tünde olmayacak afedersin. Etmez misin? -Peki öyle olsun.

Şşt, bak bi. Hüsnü Şenlendirici İzmir'e gelsin.


08 Ekim, 2006 / 23:47
!
hangi şimdiden bahsedildiği inanın hiç önemli değil.
ya da hangi ünlümüzün adının yazdığı...
şu noktada önemli olan bu fikir.
bu fikrin doğuşu.
o an.
bu fikri bulan beyin.


05 Ekim, 2006 / 19:14
Ne Halim Var?
Dil öğrenim kuramları adlı, oldukça kafa yorucu dersten çıktığımda almam gereken bir kitap listem olduğu ve henüz para çekmemiş olduğum aklıma geldi. Gittim okulun içindeki bankamatiğe; "üzgünüz, bu bankamatikten.." vs.. Sövdüm, ve Heykeldekine gittim. Önümde 10 kişi.. Bekledim, paramı çektim. Gidip kitaplarımı aldım. Dönerken eczaneye uğradım yine evhamıma yenik düşüp. Neden? Çünkü dün, bir boğuşma esnasında bilekliğimin paslanmış çıt çıtı bileğimi çizdi biraz ve kanadı hafif bir çizgi halinde. Ama sonuçta paslıydı çıt çıt ve ben tetanoz aşısı olmayan bir insanım. Evham evham evham! İçim içimi yedi. Kolonya ile yıkadım yaramı. Gittim eczaneye, sordum; "eğer yarına kadar etrafında mor ya da kırmızı bir bere oluşursa aşı yaptırın" dedi. "Peki." dedim.

Bugün yine içim rahat etmedi işte ve tekrar bir başka eczaneye gittim, olayı anlattım. "İçinizin rahat etmesi için isterseniz gidin tetanoz aşısı yaptırın sağlık ocağında" dedi ve kararımı verdim. Yarın gidip sağlık ocağında tetanoz aşısı yaptıracağım. İster korkak densin, ister "gözen biraz fazla evhamlısın" densin. Umrumda değil. Zaten içim sıkılmakta an be an. Neden bilmiyorum. Bir de bunun üstüne sürdürülemeyen bir evlilikte çekilen acılara ortak olmaktayım elimde olmadan ya da birilerinin elinde olmadan. Evet bunu kimse istemiyor, biliyorum ama gözyaşlarının ya da girilen depresyonların uçlarının bana dokunduğu bal gibi bilinmekte. Düşünecek çok şeyim var yine. Otursam, dökülecek çok kelimem ve gözyaşım var gözardı ettiğim. Edilecek çok küfürüm var, havada kaybolup gitmeyi bekleyen çığlıklarım ya da huzur huzur diye içten içe inleyen bir ruhum..
Sanki görünen ben değilim de.. Hani kola içiyorsam o an, aslında uyuyorum. Anlatamıyorum ya mesela şu an. Aslında öyle bir anlatıyorum ki..



02 Ekim, 2006 / 15:05
Nazmiye


14:47
Pöf Noktası v.x
Jean, içimden hiç bir şey yapmak gelmiyorsa çok mu tembel sayılırım?