gözen
ne
demek?

29 Eylül, 2006 / 23:02

Bugün yine klasik İzmir akşamlarından biri idi. Yo idi değil hala öyle. Biraz gülen, biraz karnı çok tok olduğu için mide bulantısı halindeki yüz ifadesini takınan bir Gözen olarak Kıbrıs Şehitlerinde avare avare dolaştım. Avare avare dolaşmak nedir? Bilmiyorum. Ama kötü bir şey değil biliyorum. Nereden biliyorum? Bilmiyorum.

Kendimi sevindirdim ama demin bir güzel. Makas eller afişi aldım. Odama asacağım. Kimse beğenmiyor o filmi ama ben çok seviyorum. Tavsiye eder miyim? Bilmiyorum. Yok, yanlış cevap. Evet kesinlikle tavsiye ediyorum.

50 kere izlerim bu filmi. Ama benle biri daha izleyecek mutlaka. Yoksa tepkilerimi kendi kendime verince güzel olmuyor.


25 Eylül, 2006 / 16:56
tatlı kelimeler içeren
huzurlu nağmeler.

20 Eylül, 2006 / 16:05
Evim.

16 Eylül, 2006 / 13:14
Yarasın!
Muz likörü ile sprite içtiniz mi hiç? Bardağın 1/4'üne muz likörü, geri kalan kısmına da sprite koyup tadına baktınız mı? Eğer cevap hayır ise bir an evvel deneyin. Biraz şekerli olur, yakar içerken. Ama zaten likör sevenler bilecektir ki o yanma kaçınılmazdır. Ben çok içki içen, çok likör içen, hatta likör içmeden duramayan birisi gibi görünmüş olabilirim şu an ama hiç alakası yok. Evet muz likörü ile sprite ı çok severim. Ama bir bardaktan fazla içmem. İçemem yani. Öyle seviyorum ben. Ama yanımdakiler içsin, ne güzel. O tadı seven bir kaç kişi görünce mutlu oluyorum. Hem bir de güzel kokar, oh mis gibi. Geçende, iki dayım ve o muz likörü+sprite keyfi yaptık gece yarısı. İçtikçe sohbet tatlandı. Bir de likörle sprite ı dondurma dolabına koymuştuk içmeden önce. Ama nasıl soğuk.. Neyse. Bir de şey var, İzmir'de içileceği zaman biradan sonra akla gelen iki karışım: Beyaz şarap+tang ya da beyaz şarap+gazoz. Ben ikincisini daha çok severim. Onda, midem bulanmamışsa 2-3 bardak içerim. Malesef öyle bir midem var ki, hiç dayanmaz. Ve şu dünyada en nefret ettiğim şeylerden biri kusmak, diğeri içkiden kusmak. Sonra bir de şey öğrendim. o da fena değildi, gerçi fazla içmedim ama olsun. Hoş bir içimi vardı. Brendi+kola. Tesadüfen tattım onu. Küçük dayılarımdan bir tanesi içiyordu. Aaa bu ne dedim ve içtim. Meğer dayımın eşi çok severmiş o içkiyi. Hep içerlermiş evlenmeden önce. Sonra evlendiler. Buradan çıkarılacak sonuç; demekki brendi+kola kısmet açıyor, duyrulur. ahahaha. Neyse. Bir de şey içmiştim burada bir tanıdığımızın barında; bira ile bir tatlandırıcı. Bilmiyorum ne ama, şurup diyorlar. Biranın o hafif acı tadını alıyor. Çok güzel bir hale getiriyor. Damak tadı tabi, herkes sevmeyebilir ama benim cidden çok hoşuma gitmişti.
Yine de ne olursa olsun, hiç bir içki bana, İzmir'de kordonda midye yedikten sonra içtiğim limon suyu+bira karışımının tadını vermiyor. Havasından, suyundan, ortamından, sohbetindendir, bilirim.

14 Eylül, 2006 / 11:29
-

Aynen böyle olmak lazım. Hayır derken diğerleri evet demek. Ayh çok sıkıldım derlerken, huaaa diyebilmek. Ve az önce konuştuk tutku ile; ayranımızı simidin ortasına koyup sıranın altındaki tozlu defterin üstüne koyabilmek.Bundan hiç bir şekilde, bir gram dahi olsa tiksinmemek. Sonra çaktırmadan koparıp koparıp yan ağızla yemek onu. Aman yarabbi, ne tattır o.. Neyse. Hiç kimsenin dediğini yapmak istemiyorum bu aralar. Yediğim şeyin bulaşığını yıkamak istemiyorum, şuraya git'deki şuraya'ya gitmek istemiyorum. Güler yüzlü olmak da istemiyorum. Gelen geçene hello demek istemiyorum. Lazanya yemek istiyorum mesela. Ahh ah. Geçende şey oldu; banyoda düşüyordum. Çok kötü bir duygu, tamyıkanıyorum, mis gibi, oh. Saçımı şampuanlıyorum falan, kokuyor ne güzel. Huzurluyum. Sonra ayak bileğimden biri tutup çekti sanki, benim o sularda yüzmem gerek demedim ama. Sabun konan yerin üstünde tutma yeri gibi bir yer varya adı ne bilmiyorum, ben genelde ya tutunurum oraya ya da lif asarım. Neyse, oraya tutundum ve düşmedim lif askısı(?) sağolsun. Mesela orası başka bir şeyse, mesela neyse? Sadece tutunma yeriyse, ben oraya lif askısı demek istiyorum. Ama eğer orası gerçekten lif askısıysa da tutunma yeri demek istiyorum. Şu an, hemen şimdi midye yemek istiyorum. Alsancak'ta olmak istiyorum. Saçını herkes topladıysa, sıcaktan ölsem bile saçımı salmak istiyorum. Kimsenin konuşmadığı bir ortamda avazım çıktığı kadar bağırmak ya da, herkesin düz takla attığı bir yerde, her ne kadar yapamıyor olsam da ters takla atmak istiyorum. Benim koşmam gerek falan değil. Pilav yapmak da istiyorum. Aşka da inanırım, o şarkıyı zaten hiç sevmem.
Aslında karnım çok aç ve şu an önce karnımı doyurmak istiyorum. Sonra karşı bara gidip, nolur akşamları artık "I just called to say I love you.." çalmayın demek istiyorum. Sokağımızdan her gece 12 de geçen bej rengi, o çok meşgul köpekle oturup dertleşmek istiyorum.
"Her gece nedir bu telaşın?"
demek istiyorum.
"Çizgilere basıyor musun yürürken?"
diye sormak da istiyorum.
"Neden ıslık çaldığımda diğer köpekler gibi dönüp bana bakmıyorsun?"

12 Eylül, 2006 / 16:30
detay v.x
küçükken hangimizin sırtına terlediğimizde bez konmadı ki? hangimizin arabasında güneş gelen cama giysi sıkıştırılmadı? ya da migrosta gimada, arabayı koltuk olarak kullanmadık?

11 Eylül, 2006 / 11:12
meşk
seni nasıl sevdiğimi
beni nasıl sevdiğini
bir ben bileyim
bir de sen
yeter.

09 Eylül, 2006 / 14:38
always stays the same

08 Eylül, 2006 / 11:38
Çıkıyorsun dışarı, o bakıyor bakıyor, inceliyor. Bir de aile içerisinde kritiği yapılıyor. Sonra vazgeçiliyor. İçeri giriyorsun, oturuyorsun. Sıkılıyorsun. Aklında binlerce soru işareti, endişe, haksızlıklar silsilesi.. Kendini tanıyamadığını düşünüyorsun bazen. Uzun uzun o yollar gel artık diyor. Para kazanmak zorundasın an itibariyle.

"Ben çok üzgünüm." diyor bir ses içinden. Ciğerlerin ona buruk bir iç çekerek eşlik ediyor. Çeşmesinden akan suyu özlemişsin be, o kadar yani. Kötülerdin, bıkardın, atardın bir köşeye kendini ama kimse yapmadığın birşeyi yapmışsın gibi görünmene destek olmazdı. Orada ne insanlar vardı.. Öyle ki; bir daha rastlamazsın benzerinehiç birinin. Onları o hale getiren orası mıydı, yoksa zaten öyleler miydi bilinmez.

Biri geliyor biri gidiyor. Yoruluyorsun. "Neler oluyor?" diyor bir ses içinden. "Ben de bir bilsem.." diyorsun. Duvardan sana bakan rafyanın tamamını makasın bir tarafıyla kıvırcık hale getirmek zevkli olurdu belki ya da ben gidiyorum deyip, ilk otobüste önlerden bir yer alıp gitmek..

Saat 12:05 olmuş, kahvaltı yapmamışsın henüz. Ne yiyeyim ne yiyeyim diye düşünürken mesaj geliyor, hemen cevap veriyorsun. "7 gün kalmış.." diyor içinden bir ses. "Hadi be, yemin çek" diyorsun.

Şöyle bir gülüyorsun.

"Ulan ne biçim kızsın, canın işkembe çorbası, kokoreç falan çekiyor.." diyorsun içindeki ses daha laf etmeden.

04 Eylül, 2006 / 17:14
Gitti.
Benimse gitmeme daha 15-16 gün var.

03 Eylül, 2006 / 12:05
Ama
Dükkanı açarken çok sinirli oluyorum. Akşam tutku'nun gelecek olması aldı sinirimi ama bugün. Uzun zamandır yerlere yatmadık değil mi gülmekten? Ehh, saatler kaldı -ki ne hoş.

Bugün dövme yaparım diye umuyorum. Şöyle bir kaç tane yapsam; yeterli. Yahu herkes pek bir istekliydi.. Ama öldüler.

01 Eylül, 2006 / 19:43
tutku,
sana sesleniyorum.

bu post sana ithaf edilmiştir.