gözen
ne
demek?

29 Ocak, 2006 / 18:53
Gribal Günler

Gribal enfeksiyonlu günler geçirmekteyim. Hayır o kadar da dikkat ediyorum, kat kat giyiniyorum, yatağımda yorganı kenarlara sıkıştırıp put gibi yatıyorum yine kapıyorum olan soğuğu. Daha ne yapmam gerekiyor bilmiyorum gerçekten.

Evde internet olmasa ne yapardım acaba? TV eskisi kadar cezbetmiyor beni. Programlar giderek izlenmeyecek hale geliyor. Adam gibi takip edilecek bir şey bulamıyorum.

Kötü bir şey eve tıkılıp kalmak. Aynı şeyleri yapıp duruyorsun dönüp dönüp. Sonra en kötü özelliği de durmadan canım bir şey yemek istiyor. Buzdolabının kapağını açıp böyle önünde "ne yesem ki..?" diye düşünerek dakikalarca durmak... Sanırım herkes yapıyordur bunu. Bir de belli bir süre durduktan sonra ötmeye başlıyor ya deliriyorum. Her şeye deliriyorum evet evde tıkılıp kalmışsam her şey sinirlerimi bozuyor.

Haber spikerinin tek düze ses tonu,
ortalıktaki yayıntı,
yorganın bir türlü istediğim şekli almaması,
burnumun inatla akması,
peçetenin bitmesi,
bulaşıkların birikip durması,
çeşme suyunun buz gibi olması,
öksürürken ciğerlerimin fırlayacak gibi olması,
dudağıma sürdüğüm kremin yanlışlıkla elime koluma bulaşması ya da ağzımın içine girmesi,
telefonun sesini açık unuttuktan sonra gecenin bir saatinde çalması,
hoparlörlerin ayarsızlığı,
müzik dinlerken babamın ya da başka birinin gelip sesi kısması, "sesi kıs!" demesi,
yerdeki ahşabın gıcırdaması,
dolap kapaklarının ve kapıların ötmesi,
sifon sesi,
posterlerin bantlarının tutmaması ve yere düşmeleri,
kablolar,
lambasının yanıp yanmamaktaki tereddütü,
nescafenin ilk yudumunda dilimin yanması

vs vs vs...
Hepsi deli ediyor işte insanı hastayken. Çekemiyorum yahu...


24 Ocak, 2006 / 12:33
Zaman böyle Geçip Gidiyor



Şu bir kaç haftadır sınavlar, finaller vs ile uğraşmaktayım. Hani çok düzenli de bir öğrenci değilim ama küçüklükten gelen bir alışkanlık olsa gerek: belli bir seviyeyi korumak. Biraz zor oluyor aslında mesela fonetik dersim. Aman tanrım öyle bir ders ki; 20dk çalışarak dayak yemiş gibi olabiliyorsunuz. Hele bir de bir kaç dersi kaçırdıysanız Yok artık tamam. Pek bir şey beklemeyin o dersten. Neyse. 2 finalim kalmış durumda. Aslında 3 de, biri konuşma dersinden olduğu için saymıyorum. 2 final sonra 31 gün sürecek bir yarıyıl tatili beni bekliyor. Okumak için biriktirdiğim bir yığın kitap var. Gerçekleştirmek için biriktirdiğim bir sürü plan. Mesela ev tutmalıyız bu tatilde. II. dönem yurda katlanamayacağımı düşünmekteyim. Bu planımı gerçekleştirmem için tek şey lazım şu an: ev. Bütçemize, beklentilerimize uygun bir ev henüz rastlamadı. Ama umutluyuz. Çünkü yurttan bıkmışız artık lise hazırlıktan beri. Yapacak bir şey yok, o yurttan çıkacağız ev bulup. Ve annem minderler dikecek böyle her renk. Oturma odasında hep hayal ettiğim gibi sadece minder olacak. Ne bir vitrin ne bir konsol ne bir oturma grubu ne de cam oranı yüksek bir masa... Minderler, mum, hasır bir kaç raf, ortaya ahşap bir masa yeter. Bir de televizyon işte. Yalnız minderlerin altına bir izolasyon köpüğü lazım. Sıcak tutumak lazım çünkü kaloriferli eve bütçe yetmemekte.
Neyse sınav diyordum. Aslında sadece sınavlara girip çıkmadım. Arada Şebnem Ferah'ı da ihmal etmedim yani. İzmir Levent Marina Platinum adlı barda sahne aldı. izmirli seboistnetliler olarak topluca gittik konsere. Mükemmeldi diyebilirim konser için. Konserin başında arkalardaydık ama sonra biraz uğraş sonucunda önlerde yerimizi aldık ve "seboistnet.com Şebnem'i burnundan öper!" yazılı pankartımızı gururla kaldırdık havaya. Her defasında baktı pankarta ve gülümsedi. Daha da gaza geldik o öyle yapınca daha çok kaldırdık havaya onu. Gerek birliktelik, gerek mekan, gerek hava açısından güzel bir gündü. Hava beklediğim kadar soğuk değildi.
Ve Şebnem Ferah...
Yine hayran olunası bir kadın imajı çizdi şarkılarıyla. Parçalarının her kelimesini gururla söylerken, onunnla her kelimeye eşlik eden kalabalığa gözleri parlayarak bakıyordu. Sanki imkanı olsa hepsini alnından öpecekti. Sesini, sıcakkanlılığını, sevecenliğini, güçlülüğünü, kadınlığını, kişiliğini ortaya koydu ve yine arkasında binlerce hayran göz bırakıp ayrıldı "kıymetlisi" nden...

08 Ocak, 2006 / 05:12
gölgemde gölgen

gel benimle ak denizlere desem;
gelirsin biliyorum şu an..
öyle başımı alıp gidesim var ki buralardan,
ama senle birlikte elbet.
ellerinle birlikte.
gözlerinle...
ela gözlerinle...

kalbimin zamanında ayırdığın parçalarını
neyle karıştırarak birleştirdin böyle de,
ben;
baştan başa bir sen oldum?

beraber yapalım her şeyi,
beraber atalım adımlarımızı.
aynı hizada yürüyüp,
aynı ruh halinde konuşalım olanları.
elin elimde açalım dolabın kapağını
ve gözün gözümde yiyelim yemeği.
konuş hiç durmadan,
anlat bizi.
susmayalım ki hiç...
gözüm susmaz zaten
sussam bile ben.
haykırır sana seni sevdiğini,
sarar sonra gözlerini...

03 Ocak, 2006 / 20:11
2005'e Dair
bu yıl da biterken;
ben,
ne kadar sevdim?
ne kadar sevildim?
ne kadar çalıştım?
ne kadar hakettim?
ne kadar iyimserdim,
ya da ne kadar kötümser?
ne kadar haklıydım,
ne kadar haksızdım?
ne gördüm, neler gördüm?
ne yaptım kendim için,
geleceğim için,
beni sevenler için?
neler verdim neler aldım ben?
verdiklerimi haketmişler miydi?
aldıklarını hakettim mi?

sustum yer yer.
haklı mıydım?
konuşmalı mıydım?
konuşmalı mıydık..?

bitti bak 1 yıl daha...
geçti 1 yıl ömrümden.

düşününce gülümsetecek neler yaptım içinde?
ya da hatırlanınca gülümsetecek biri olabildim mi?
"iyiki tanımışım" dedirtebildim mi çevremdekilere?
boş boş mu geçirdim?
bilmiyor muyum bir şey hayata dair aslında?
boş mu yaşıyorum, boş mu geçti bu 1 yıl..?
zamanımı iyi bir şekilde kullandım mı?
tercihlerimi doğru yönde yaptım mı?
insan olabildim mi? hani şu hümanist olanlarından...
olunması gerekenlerden...

"ben" duygumu yenebildim mi?

güzel bir kaç anı.. topluluk anları. uğrunda dünyalar verilesi güzel bir kaç insan.. paylaşımlar. bir kaç yine bir kaç hep bir kaç... ortak bir ezgi.. dillerde aynı kelimeler. gözlerde aynı memnuniyet. "seviyorum seni" cümlesinin en içten bir şekilde söylendiği zaman dilimleri... eğlenmişiz.. kare kare anlar gözümde.. yukardaki soruların hiçbirine kendim cevap veremem. diyebileceğim kelimeler, kurabileceğim sınırlı her şeyin sınırlı olduğu gibi. tanıdığım herkese öyle çok değer verdim ki..

ve ben gemileri çok sevdim.
hep sevdim.

beni, hayatı, insanı seven herkese iyi yıllar dilerim sınırlı kelimelerimle...

20:07
temenni
nağme nağme gelmişsin ki
daimi bir ezgi.

uzağında insanlar kötü,
uzağında zaman ölü.

çığlıklar atsam aşsa, ulaşsa..
oyun olsa senin dışında her şey
dikkate almadan yaşasam hepsini.

almalarından korkuyorum biliyor musun..?
kolundan çekip götürmelerinden,
sözler sarfetmelerinden bile.
içimde duyduğum onlarca korkudan biri bu sadece.
sorunsuz olmak imkansız galiba bu yerlerde..

güldüğünü söyle sen.
gülmenle mutlu olmak yaşarken..
kana kana su içmek gibi
dilim damağım kurumuşken..

sadece benim gemim olsun gülüşlerin..
nereye gittiklerini bilmek
bana has olsun hepsinin..

dileğim sendin, sensin..
bitmeyeceksin.
bir gün gideceksen bile
önce öpeceksin.
beni,
ayrı bir yere hapsedeceksin.
kucağımda birleşmiş ellerimi tutma ama o zaman,
dönüp arkana hayal olacaksın o an..
bir yanım senle gelecek,
bilmeyeceksin.
gözyaşlarım akacak üzerlerine
kucağımda birleşmiş ellerimin..

benden gitmek kavramını tanımayacaksın sevgilim,
öğrenmeyeceksin.
yollarda yürürken ben ismini anacağım hep içimden
gülümseyeceğim.

20:00
1 Ocak 2006
Bakınız dikkatle.
Sağ baştan say...
Özge, Bırcı, Ben, Caner*, Yiğit, Candaş
ve diğer herkes..
ve Mehmet Ağbi...
ve
Kumbaram...
Teşekkür ederim her şey için.
*Teşekkür ederim her şey için*
...