gözen
ne
demek?

21 Ekim, 2005 / 01:37
1. Derece Deprem Ülkesi
izmir seferhisar.. 5.9.. ege denizi.. artçı.. öncü.. 4.2.. merkezüssü.. şiddet.. kandilli.. sallandı.. yaşam üçgeni.. deprem çantası.. richter ölçeği..
-alo, iyi misin?
-iyi.. iyiyimm.. çok korktum.. ne yapacağımı bilemedim.. zaten.. bu.. burda herkesi dışarı çıkardılar.. so-soğuk za zaten..
-kendine dikkat et ...
kimse ne yapacağını bilmiyor o anda. hayat duruyor sanki ve her an duracakmış gibi. gözler büyüyor. eller iki yana açılıyor. ağızdan çıkan kelime:
depremm..
bi o yana bi bu yana.. çaresizce gidip gelmeler.. lambalarda gözler.. ya da çiçeklerde.. duvarlarda.. yerde.. sonra hemen kumandaya sarılıp nerede kaç şiddetinde olduğuna bakma.. üstelik bunu yapabiliyosak şanslıyız.. ya 17 Ağustos..? Güney Asya..? Pakistan..? umursamaz mütahitler yüzünden ölen binlerce insan.. milyonlarca hatta.. babasını, annesini,kardeşini,arkadaşını,sevgilisini kaybeden masum insanlar.. ne yapsınlar? sakat kalanlar.. enkaz altında 1 hafta geçiren insanlar.. acı çeke çeke ölen insanlar.. ama biraz olsun şanslı olup da bulunanlar.. ya da bulunamayıp bi süre sonra açlıktan, susuzluktan, havasızlıktan ölenler..
ve daha niceleri...
diyebileceğim pek bir şey yok bu konuda... yapabileceğimiz pek bir şey yok ne yazık ki.. insan canı önemsiz bu dünyada.. binalar olsun yeter. sağlammış, değilmiş farketmez. deprem mi? ne olacak ya? bişey olmaz.
bu mantaliteyi şiddetle kınıyorum:
"Bişey olmaz.."
Gördük, Bişey olmadı hakkaten.
Erzincan..
Afyon..
17 Ağustos.. Yalova.. Gölcük..
Bolu, Düzce..
Güney Asya..
Pakistan..
Yazık..
Çok yazık..


17 Ekim, 2005 / 11:19
01:55
en sevdiğim şey
harcamak saatlerimi sana..
yazmak belki sayfalarca.
sana dair yazmak..
sana yazmak..

susmak insanlara.
cevapsız bırakmak soruları,
ortada bırakmak..

tüm cevaplarımı saklamak.
tüm cevaplarım senin.

işim var deyip seni düşünmek sadece..
hayalinle vakit geçirmek.
konuşmak..
gülmek..

kıskanmak seni uzaklardan.
varlığımı hissetmeni istemek hep;
çınlatmak kulaklarını..
bi rahat bırakmamak belki..

elini tutmak rüyada.
rüya olduğunu anlayınca yıkılmak..
ama gün sayıp avutmak kendimi,
avunmak.

öyle güzel ki sevmek seni..
seni sevmeye dair yaşamak..

evet,
seni sevmeye dair;
sana dair yaşamak..

14 Ekim, 2005 / 15:07
Şeßoistnet

samimi..
ama gerçekten tüm saf duygularla samimi geçen saatler... belki de bugüne kadar herkesin arayıp da bulamadığı gerçek bi arkadaş ortamı içinde olunan.. belki de olması gereken zaten.. ya da olması gerekenden çok fazla uzak. kimin umrunda? mutluluğu yüzlerden, gülmekten kırılan ağızlardan ve kısılan-yaşaran gözlerden, karınlara giden ellerden anlayabiliyorsak gerçekten kimin umrunda olması gerektiği ya da gerekmediği...? buraya ne amaçla gelmiş olursak olalım hep bir süre sonra amaçlar birleşip tek bir çember etrafında toplanıyor.. bunu görüyorum gün geçtikçe.. herkesin birbirine yazılar yazması.. burası aracılığında gerçek dostlarını, kendisine öyle ya da böyle değil de O olduğu için değer veren kişileri bulması ve hatta belki anlamını(!) bulması... bunların hepsini gördükçe daha bir bağlanıyor sanki insan.. gün içerisinde önemseyip de girip bi hayata dair yazmak, bi kaç başlığa cevap vermek.. O'na sevgi mesajları yazmak.. O'nu eleştirip O'nu övmek.. O'nun forumunda.. O'nda birleşmek.. O'nunla, O'nun şarkılarıyla birleşmek.. herkes deyince, bilsin istedim demek arkasından.. ya da bu kalabalık deyince içindeee... şeklinde sürdürmek arkadaşının cümlesini.. ve ardından gözlerin ağızlardaki bir tebessüm eşliğinde birbirine gülmesi.. birbirine bakıp, kelimelere sığamayacak kadar çok kelime sarfetmesi belki... beraber olunduğu için edilen şükürler.. iyiki'ler... burası.. bazen çimlerde yayılan, bazen aslında olmasak da burjuvazi yaşam sürüp bara takılan; aslında nasıl bütçemiz yettiğince nasıl mutlu oluyorsak öyle yaşamaya çalışan insanların toplandığı samimi bir birleşim.. topluluk.. çevre.. aile (; görüp mutlu oluyoruz biz birimizi.. seviyoruz biz yaşamayı, acıyı, derdi.. bizi büyütür hepsi deyip gülüyoruz hayata.. O'nu seviyorsak bi bildiğimiz var bizim.. biz.. ayrıyız. Şebo.. ayrısın. hayat.. bizle kal. ...

10 Ekim, 2005 / 20:35
farklı onlar..
konuşacağım uyusan da,
tek bir kelime bile duymasan da..

derdim..
-ki yıldırmadı beni.

zaman geçmiş haberim yeni oluyor.
bir çok şey düzelmiş,
yoluna girmiş ufak ufak..
hakettiklerimi almaya başlıyorum sanki,
ekmiştim o tarlayı ben zamanında..
filizlenmiş, açmış..
ellerim kanamış dikenlerden ama hep yıpranmış..

olsun.

sonu mutlu bi siyahmış hikayem,
severim ya siyahı.
siyah açar güneş..
ama açar.
görürüm gözlerinde.
bilinenden farklı onlar..
aydınlatır önümü hapsedip de güneşi..

güneş..
ta derinliklerinde açar,
gözbebeklerinde,
sen bilmesen de.

güneşim orada durur.
bana bakan gözlerinde.

"bak bak hatta hep bak.."

sen;
ne kendin git..
ne de güneşe izin ver.

06 Ekim, 2005 / 17:30
eğitime dair..
Bana yolladığın mektupta "eğitim" in ne demek olduğunu sormuşsun. Bana açıkla "eğitim" i demişsin. Üstelik halimi hatrımı sorup, bir sonraki paragrafta "eğitim ne demek Gözen? Yenir mi, içilir mi?" şeklinde sorular sorman, beni o kadar şaşırttı ki; bana neden böyle bir soru sorduğunu anlayıp da, bu mektubun başına oturana kadar epey uzun bi süre geçti.

Oysa o kadar açıktı ki nedeni... Ben; öğretmen olacağım baba. Ve sen bunu, benden daha çok önemsiyorsun. Aslında benim, sen bana bunu sormadan çok daha önce oturup düşünmem gerekirdi.

Ben öğretmen olacağım. Öğretmen... Bundan en az dört yıl sonra karşıma çıkacak olan pırıl pırıl beyinleri daha da parlatacak olan katkı maddeleri ile dolduracağım. Öğreniyorum baba, şu an öğreniyorum ben eğitmeyi, eğitimi. Eğitildiğimi farkediyorum. Oturup kalktıkça, susup konuştukça, bir şeyler öğrenip karşımdakine bir şeyler kattıkça eğitildiğimi öğreniyorum. Eğitimin beni insan yaptığını görüyorum. Ve bunu görürken yine eğitiliyorum baba. Bunu kendim istiyorum. Zaman alıyor, bütün hayatını alıyor eğitim, kapsıyor. Sadece iyi şeyler de olmuyor bu. Her konuda ve her yerde oluyormuş. Hayal meyal hatırlıyorum bunları senin dilinden. Geliyor aklıma, "haklıymış" diyorum.

Sen gibi ben de öğretmen olacağım baba. Yedimde de yetmişimde de her konuda eğitileceğim. Resmi ya da değil, ben hep eğitileceğim, eğiteceğim. Doğrularımı, yanlışlarımı belirleyip kendime bir yol çizeceğim bu sayede. Çevremden görüp, onlardan çeşitli yollarla etkilendiğim her şey eğitecek beni... Büyütecek. Belli bir seviyeye çıkartıp, toplumda hakettiğim statüye getirecek.

Eğitim; şu an ve geçmişte herşeyim olduğu gibi, ölene kadar benle kalıp yine herşeyim olacak. Bana sormuşsun baba, demişsin ki:

"Eğitim nedir Gözen?"

Anlattıklarımın hepsini kapsayacak tek bir kelime buldum kanımca doğru saydığım:

Eğitim; yaşamdır baba. Eğitim; hayattır.

Umarım düşündüklerimi açıklayabilmiş ve bunlarla sana doğru cevabı verip, seni mutlu edebilmişimdir...

bir hocamın isteği üzerine babama yazdığım mektup...bugün hayatın neredeyse tamamının eğitime dair olduğunu farkettim.

03 Ekim, 2005 / 16:07
güzel yanı.. güzel yanım*
.. bu şehirden alsın beni
kollarına atsın beni..

dün, o ayrılıştan önceki son bir buçuk saat bana öyle şeyler getirdi ki.. öyle şeyler alıp gitti ki.. hayat yaptı yine yapacağını ve hiçama hiç ummadığım bir manzarayla karşı karşıya bıraktı beni.. onlardan her birinin yanağından süzülüşünü görmek beni sana bin kat daha yakınlaştırdı inan. ve gözümdeki seni bin kat daha büyüttü. kalbimdeki seni ise.. yüceltti demeliyim sadece. yetmeli o sözcük. aslında hiçbiri yetmez ki.. ne desem boş. öyle bir yer ki bu, bulamıyorum başını sonunu.. tamamını kaplamışsın belki.. "yüzüme bak, ne düşünüyosun?" hayat.. yüzüme bak... ne düşünüyosun? nerelere alıp götüreceksin? neler çıkaracaksın karşıma.. beni hep mutlu et olur mu şimdiki gibi..? hayat... benle kal. kendimin güzel yanı.. özledim seni.