gözen
ne
demek?

28 Eylül, 2005 / 18:48
burada böyle.. -yim.
ileride kendinizin okuyacağı,
okuduktan sonra gözlerde yaş bırakacak bir mektup yazın..
ileride okuyup hatırlayın ilk gününüzü..
ben de yapmıştım zamanında..
kaç yıl oldu...

dedi kadın,
açtı müziği..
bizi;
mektubumuzla başbaşa bıraktı..
ve de yaşanması umulan anılarla..
belki de kendimize vereceğimiz öğütlerle..

aslında biraz duygulandım.
bi an düşündüm o günleri belki tam istediğim gibi,
belki alakasız..
belki standartlar üstünde,
belki de hiç olmamış aslında..

ama kıymetini bileyim istedim bugünün..
o mekandan biraz yükselip kendime baktım.
uzaktan, beni seyrettim.

mutlu mutsuzdum ben..
özlenmiş, özlemiştim.
yalnız ama kalabalıktım..

içim attığım memnuniyetsizliklerimle yaşamaya alışıyordum.
bana ilerde memnuniyetlilikler getirecek olan memnuniyetsizlilerimdi onlar.. zorunlu istikametlerim..

ama ben şanslıydım,
O vardı.

O,
benleydi.
benle.

olumsuz zamanlarını en aza indirgemek isteyen insanların en yaygın uğraşlarından biri olan bu net ortamında bulunma eylemini seviyorum ben, çok seviyorum evet.

güzel bişey.

sen ise,
...

hiç gitme.

21 Eylül, 2005 / 04:22
netice
bi takım şeylere bağlı kalmak değil,
bırakıp gitmek seni
içimi acıtan.

geçer zaman,
akıp gider yanaktan akışı gibi
gözyaşının.

yağmur yağsın isterim ben,
bilirsin..
severim hafif soğuk havayı,
içim titrer,
unutmaya çalışırım şarkı mırıldanarak..

neler geçer aklından?
gözlerin nereye bakar..?
geç kalmışlığın verdiği buruklukla donar yüreğim,
görmezsin..

içime gizledim acımı,
seni hapsettim ben..
kabul da ettin.
kilitli sandığım kapılar meğer hiç kapanmamış,
şaşırdım.
ben,
su gibi safça sevdim.

seni ezgilerden topladım hep,
yanımda değildin.

resimlerine bıçak dedim,
ama yine de sürttüm kalbime.
kesip kesmediği değildi önemli olan..
hem zaten görüntü net değildi,
göremedim.
susup kalmışlığının bulanıklığından başka
bir şey yoktu o manzarada.
üstüne gitmedim.

dedim ya;
içime hapsettim seni.
hep benle ol diye,
izin vermedim gitmene.

çünkü bir gün hapsetmesem de
olacaktın benle..
bekledim her şeyimle..
seni içime hapsettim ben.

ve şimdi razısın sen.
razı mıyım ben?
soru değil bu,
bir şey eksilmemişken..

20 Eylül, 2005 / 01:13
"hyst."

-evet..... :'(
off ya ne dicem?
-güven ver yeter.

19 Eylül, 2005 / 00:44
hikayenin ta kendisi
bu gelişlerimden sonra;
bir dahaki gelişim olmayacak,
bir dahaki susuşun ise,
ben tarafından duyulmayacak.
kalbim bir daha kaldırmayacak bu yükü,
izin vermeyecek.
seni taşımayacak,
sana boyun eğmeyecek,
seni önemsemicek belki,
ve buna ne kadar üzüleceğini,
buna üzülüp üzülmeyeceğini hatta buna üzülmeyeceğini bilecek..
bildiği için susacak.
konuşmayacak.
susmak güzelmiş diyecek belki sana,
gülümseyecek umursamazca..
bir dahaki ağlayışımla,
uzaktan yakından ilgin olmayacak..
bir dahaki gözyaşım göğsünü gere gere akacak,
çünkü sana dair olmayacak..
bir dahaki hayata dairim hikayeden alabildiğine uzak kalacak.
ayrı bir hikaye olmuş olacak kendi içinde.
bir dahaki kayboluşum, senin için bir kayboluş olmayacak.
çünkü başka bir yerde kaybolacağım,
bulamamak beni, sana özgü olmayacak.
bir dahaki kusursuz planını bilmeyeceğim,
çünkü o zaman;
kurduğun cümlelerde ne nesne olacağım ne özne..
bir dahaki...-ni şu an aslında düşünemiyorum,
bir dahaki...-ni sen boşver istiyorum..
şu ankini,
bende olup bitenleri, durduramıyorum..
işte bu hepsi.
bu hikaye bendeki.

13 Eylül, 2005 / 21:59
" Ben Kısaca FDD* "

Yüz otuz YTL lik altın ve plaket verdiler 589. oldum diye..
Ben bi reklamlarını yapmışım çok mu?


*FDD-Final Dergisi Dersaneleri

12 Eylül, 2005 / 23:39
seyr-i ayaz
aslında bazen o kadar üşümüşüm ki;
donmuş kalbim yer yer.
buz kesmiş ruhum.
ve bu öyle bir sabitlik ki;
tir tir titrememe rağmen olduğu yerde sıkışıp kalmış sevgim.
düşmemiş, sıyrılıp gitmemiş.

10 Eylül, 2005 / 20:19
...
Çok yalnızım
Sevdiğim herkesten uzağım
Çok yalnızım
Yaptığın bir hatayım
Bak savaştım
Yara aldım ama hiç kaçmadım
Çok yoruldum
Sonunda anladım ki unutulmuşum
Karanlıkta yürüyen bir gölgeyim aslında
İnsanlar geçer yanımdan ama
Hatırlamazlar adımı bir daha
Bir hikaye Tanıdık dilimin ucunda
Hatırlamaya çalıştıkça
Acı vermiş daha fazla
Karanlıkta yürüyen
Bir gölgeyim aslında
İnsanlar geçer yanımdan ama
Hatırlamazlar adımı bir daha
Karanlıkta ağlayan
Bir gölgeyim aslında
Geçersin yanımdan ama
Hatırlamazsın adımı bir daha
110 - Gölge

04:19
hikaye*nin özeleştirisi..
gölgem olsaydın keşke.. gölgem. aynı ben. ben gibi. benim yaptıklarımı yapsaydın sen, benim gittiğim yerlere gitsen, enim yediğim şeyleri yesen, içsen.. ben olsan, sen ben olsan. ben sen oldum çünkü. ne elimdeydi bu ne de gücüm yeterdi değiştirmeye. evet değiştirmekti doğrusu, bana iyi gelecek olan değiştirmekti ben yapamadım. sen esir aldın davranışlarımı. peeh.. haberin bile yoktu ki. zaten istesen gerçekten yapamazdın, haberin olmadığı için böyle kolay oldu. aslında istediklerin bunlar değildi. yanına kar kaldı sadece. bana kar kalan ise gözyaşlarım oldu..

sen, sadece kendini düşündün, sadece kendini. sen kendi gölgeni gördün sırf. yürüdün yürüdün, ama bir metre ilerlemedin, O'ydun, hala O'sun. değişir misin acaba diye baktım aylarca sana. sen görmedin ki ben hep baktım, değişmedin. inan aslında baktığımı bazen ben bile görmedim, farketmedim ama bakıyordum. istemeden de olsa takip ediyordum ki. bırak zaten önemli olanlar bunlar değil be canım. bunlar değil. benim gölgem bile kalmamış bak. gölgem yok benim. kaybolup gitmiş yollarında, yollarda. yolların veya yollar.. ne önemi var? kaybolmuş bişeyin yeri belli değildir zaten. lüzumsuz bu sorunu cevabı o yüzden.. lüzumlu olan ne biliyor musun? yada üzerinde durulması gereken şey... senin gölgen, senin hayatın, senin yüzeyselliğin. senin basit yaşamın. aslında düşünüyorum bazen öyle mi olmalıydım diyorum. boşver gözen okuma, yazma, yaşa sadece yaşa, ayrıntıları salla biraz, mutlu olmaya çalış elinden geldiğince çünkü bak bunları yapanlar mutlu.. bunları yapanların hayatları dolu dolu. her günü bir diğerini aratmıyor. o kadar güzel ki ayrıntılara gerek kalmıyor işte. onların gölgeleri yanlarında. kaybolmamış. arkalarında. yollar? nerede yollar? yollar bi yerde değil. onlar yollarda gölgeleriyle birlikte. o gün burda bu gün şurda.. hayat işte bu. sen ne hata yaptın gözen? ayrıtılara sarıldın 18 yıllık hayatın boyunca.. ittin yüzeyselliği..

insanlar kendileri olmadı gözen. kendileri değillerdi hiç. sen oldun mu? olabildin mi gerçekten, samimi miydin istediğin ya da gerektiği kadar? bilemezsin. ama onlar senleyken değillerdi, emin olabilirsin. gölgeler anlatır her şeyi.. bir insanın gölgesi yanındaysa inan kendisi değildir.. çünkü kendisi olmaya çalışan insan arayış içindedir. arayış ancak bir anlığına ya da uzun süreliğine kaybolmayla eş değerdir.. ayrıntılara in gözen ayrıntılara.. boşver gerisini.. istediğin mutluluk o aslında, her ne kadar bulması zor olsa da bir gün mutlaka.. birgün mut-la-ka..

sen oldun mutlu.. oldun. yaşadın yüzeyde..hayatının yüzeyinde.. en güzeli evet, mutluydun çünkü. hayattan çok şey beklememek lazım senin gibi.. basit şeylerle mutlu olmak lazım evet. netice de görüyoruz ki çok şey beklemek, ya da basit yaşamamak için uğraşmak bişey katmıyor insana gözyaşından başka.. en azından benim cephemden öyle. senin cephen.. mutlu.. senin cephen umursamaz.. ahh.. sen mutlusun işte mutlusun. bu öyle güzel bişey olmalı ki öyle güzel.. somut şeyler mutlu ediyor seni.. ya da şöyle diyeyim; somu şeylerin çoğu.. oysa benim mutsuz olduğum o kadar çok şey var ki sendeki somut şeylerden fazla mutlu olabileceğim somut şeyim olmasına rağmen mutsuzum...

ben işte böyleyim, boşver. boşver.

gölgen aslında benim.

gölgendeki ayrıntılarda gizliyim.

yüzeysel yaşıyorsun dedim ya,

ayrıntılarda yaşasaydın görürdün beni işte.

gerçek anlamda, gerektiği şekilde görürdün.

boşver.

ben, kaybolmuş gölgem, müziğim, yazılarım, telefonum, bi kaç fotoğraf ve bendeki sen.. gidiyorum zaten..





08 Eylül, 2005 / 21:31
siyah pastel
ellerimden kayıp giden bir ipek kumaş..
acıtıyor ama.
sen pamuk olsan ne olur?
sözlerin dikenken..
hep sokaklarda olayım istiyorum,
eve hiç girmeden,
"ben" i hiç görmeden devam etmek hayata..
bir çocuk resminde; siyahın altında kaybolan ev gibiyim.
yanlışlıkla boyanmış ev, sonrası düşünülmemiş..
yağmur gelir akıtır belki siyahımı.
beklerim, bıkmam.
çocuğun gözleri ise yaşlı..

04 Eylül, 2005 / 02:01
64 Kare


soğuk değil, ben üşüyorum. sorma nedenini..
ısınmaz hiç ellerim ayaklarım benim.
ceket verme bana, boşver.
yalanlarını ört daha iyi onunla.

göz kırpışlarına kadar takip ediyorum seni,
duyuyorum içindeki konuşan kişiyi,
senden daha iyi,
senden daha net,
senden daha samimi,
senden daha daimi...

göremediğim bir açıklık söz konusu inan..
o kadar açık ki aslında,

ama ben;
körüm.
kör bir düğümüm.

vazolar kırmak isterdim şu an biliyor musun?
vazolar..
ama çiçeklerini alacağım elime, bakacağım.
ölmeyecekler gözlerimin önünde ölen kumru gibi geçen gün.
o kadar üzüldüm,
o kadar ağladım ki ben, bilmiyorsun.
hissetmiyorsun.
sen,
duymuyorsun ben bağırıyorum avazım çıktığı kadar.
ne diye bağırıyorum ben de bilmiyorum,
neler diyorum anlamıyorum, uğultu gibi geliyor
sessizliğinden yarı sağır olmuş kulaklarıma sesler.


gözyaşlarımın dudağıma değdiği an;
emin ol önümde resmin var.
ve resmin olduğu an dudağımda gözyaşı..

beni haddinden fazla üzüyorsun,
karşılık vermek zor değil,
izin vermiyor bişeyler.

oyun gibi aslında..
hakimiyet, galibiyet, güç, kurallar..
bunların hepsini aldın mı?
aldın mı zannediyorsun?
bana mı öyle geliyor?
alakası bile mi yok?

bilmiyorum inan ben,
görmüyorum zaten.
soruşumun tek nedeni bu desem,
inanmazsın,
susyorum madem.
pusuyorum...

burdan görünen
üç hamle yapıp, bir vezir veren bir rakip.

piyonların kaçışların.

kalelerin ise sığınak...

şahın;
kalbin.
oyunun başında neredeyse,
hala orada korkarım.

yıkmışım ben hep kuralları,
satrançta "hadi" denmez, bilir misin?

dedim.

zamana sıkıştırılmaz.
bunu hep yaptım..

aklında hamleler, hissediyorum.
çekinme.

çünkü kaybettiğin vezirin,
piyon son kareye gelince
sana geri dönüyor...

02 Eylül, 2005 / 17:34
aşk-pirin.

kendime gelemeyişimden bıkmış bir kişilik taşıyorum üzerimde, o kadar ağır ki, kaldıramıyorum bazen.

su istiyorum, bir bardak su...

acısın sen.
hap gibi,
ilacım ama acı.

01 Eylül, 2005 / 04:40
Senden Başka?!
Sana yazılar yazmak istiyorum.. Ne yazılar...
O kadar güzel bişeysin ki insanda mutluluğu bırak yaşama sevinci oluşturuyorsun sebepsiz. Kendime verdiğim en güzel hediyesin sen. Sana dediğim her laf aslında senden geliyor, senin güzelliğinden. Sen, türünün en iyisisin. Bir çıtır gibisin onsekizinde, ve çok güzel... Alımlı. Ve sanki zekisin. İnsan gibi sıfatlar yüklemek istiyorum sana. Şöylesin, böylesin demek istiyorum ve bunu sen duy istiyorum. Yaşıyor olmanı isterdim aslında. Senden bir sürü.. Bazen oturup konuşmalıydık senle. Bana bu denli yaşama sevinci veren bişeyle oturup konuşmak ne mükemmel olurdu. Nasıl isterdim bunu bi bilsen.

Sen bi bilsen, bilebilsen. Konuşabilsen, gülebilsen, bana bakabilsen. Ağlayabilsen. Anlatabilsen bişeyleri. Seni o kadar seviyorum ki bazen bulamıyorum senden, deliriyorum inan. Deliriyorum. Mutlaka sen olmalısın. "Hanfendi, şu var, bu var. Olmaz mı?" Olmaz! Sen işte. Senden başkasını görmüyorum. Ne buluyorum sende? Ne buluyorum ki? Diğerlerinden farkın ne? Daha senin gibi bir çok çıtır var. Senin gibi bir çok şey var belki de mutlu eden insanı. Ama yok işte. Var bir farkın senin, apayrısın. Olmuyor, bir başkası yerine geçemiyor. İstersen çok pahalı ol, ulaşılması çok zor bişey ol, bulunmaz Hint kumaşı ol bulurum seni merak etme.

Sen...
Seni seviyorum.