gözen
ne
demek?

29 Ağustos, 2005 / 06:36
ikilem yine..
hayat'ın olmadan, hayatın ne anlamı var?



anlamı olan hayatta ne kadar hayat'ın var?

00:31
(arabesk.®)

susuz kalan yolcu olmak?
ne hissettirir ki insana?
bir takım şeylerden duyulan acılar vardır. hep büyük acılardır. herkesin acısı kendisine büyük olur daima.


yok olmak söz konusu olur hatta.
yaşamaktan bile vazgeçilir.

neler neler...

erkenden gelen belki de bir çok şey.
neye göre erken?
yaşa?
olgunluğa?
yaşananlar açısından doymuşluğa?

toplumumuzda yaşa.

çok insan tanıyorum ben daha kaç yaşında kaldıramayacağı acılarla karşılaşan...
çok çocuk biliyorum daha kendi çocukken kardeşine bakan, büyüten...
ve kendimi biliyorum ben, bu yaşımda bile sorumluluk bazında daha bebek olduğumu. düşünmem gereken onca şeyden başka şeyler düşündüğümü.
kuzenimi biliyorum ilkokul yıllarında annesini kaybeden.

daha milyonlarca çocuk ya annesini kaybeden... milyonlarca...

önümüze gelen her engeli yıkan zorluklar olarak nitelendiririz.
susar, ağlarız. bitiririz bişeyleri, koparırız bağları.
yanmışızdır.
üstümüzden savuramayız bir türlü.
oysa savurduğumuzda gidebilecek olan küllerdir onlar belki.

ya gitmeyen isler?
giden bir anne geri döner mi?
hüznü kalır işte is misali.

en ufak bi hüzünlü ezgide öne çıkıverir.
gitmez.

gözlerden belli olur o. baktığında birine, ta gözbebeğine, içine... derinliklerine...
görürsün orda yatan bir vücudu.
tüylerin ürperir belki.
ama asla o gözlerin ağlarken duyduğu acıyı duyamazsın. duyamayız. ağlamak ister sürekli, ama yapamayacağında öyle bir ağrı saplanır ki tam iki gözünün ortasına... anlatamaz da. kelimelere dökemez. tıkanır kalır. boğazında düğümlenir hepsi. bakar başkalarına... bi nevi mutlu olanlara... dalar gider...

kalbi o kadar hassastır ki aslında ama alışıyordur.
nasır tutuyordur zamanla.
senden, benden daha da güçlü olacaktır o yaşında.

sorumluluk...
almıyoruz onu...
almıyoruz.

ve ne sorumluluklar alan insanlar var, bunu biliyorum ben.
kendimi de biliyorum en ufak bi şeyi kocaman yapan belki.
ama yok işte herkesin acısı kendine büyük.

susup, ağlamak.
basit yoldan mı gitmek?
kabullenmek mi?
yoksa çaresizlik mi?
aslında yapılacak bir şey var da es geçmek mi?
kendine gelemeyişin verdiği bir kötü sonuç mu?

ağlamak..
neyse ne...
ağlamak işte.

sonuçta ağlamak.
yanaktan akıp giderken sürekli bi şeyler alıp götüren gözyaşları...
ağlamak işte, vazgeçilmezlerimizden.

ısınamasak da ağlarken ağlamayı seviyoruz.

biz;
arabesk bir toplumuz.

21 Ağustos, 2005 / 23:47
Şeßoistnet İzmir Buluşması.
Kalktık geldik Aydın'dan.. Belki bir yıldır net üzerinden iletişim kurduğumuz insanları gerçek görmek çok güzeldi.

Herkes tam aklımda oluşan tasavvurları gibiydi. Hiç bir fark yoktu.. Hiç.. Mimikler, hareketler, konuşma tarzları... Yürüyüşler bile beklediğim gibiydi herkes için.
Net üzerinden bu kadar tanıyabileceğimi düşünmezdim. Mutluyum orada olduğum için kesinlikle. Her birimizi tanıdıkça bu konuda düşüncelerim güçleniyor ve iyice oturuyor yerine. Orayı, çok sevdim, seviyorum...

Oradaki insanları daha çok seviyorum..

9 Eylül Üniversitesi olaraktan artık İzmir benim bir mekanım. Sevdim ve seveceğim de. Onun da beni sevmesi dileğiyle...

20 Ağustos, 2005 / 08:41
tuşlardaki nem
içimden, benden bir şeyler ayrılıp gidiyor sanki.

hüzünlendiren şarkılar dinlemekten zevk alıyorum, gözyaşım akıyor klavyenin üstüne, acı duymuyorum. mazoşistlik yolunda emin adımlara sahibim sanırım. basit bir açıklama evet. ama şu yakın geçmişe baktığımda bulunduğum eylemler de öyle malesef ki. aslında daha büyüklerini, çok büyüklerini yamak için kapasitem var gibi, ama içimden, benden gidenler eksik...

uğraşmak, keşke sadece kendimle ilgili olsaydı.

değil.

uğraşmak ailemle ilgili daha çok. aklen bir uğraşmak bu. konuşmuyorum çünkü konular hakkında. yorum yapmıyorum. istesem de yapamam zaten.

bana bakan sekiz yaşında, zeytin siyahı bir çift göz..

sırf senin için uğraşmalıyım aslında. sırf senin için. benim işim bitti sayılır bu evle.

bu ev artık yuva değil..


14 Ağustos, 2005 / 04:08
Okurum da; vaktim yok.

Hayat mı sürekli anlaşılması güç oyunlar oynar bizle?
Yoksa gayet ciddidir de biz mi anlamayız?


Peki biz mi çok tembeliz, hayat mı çok hızlı-dinamik?
Çok mu yoruyor?
Hayır.
Tembeliz, hem de çok tembeliz.

Otobüse bindim bugün Fethiye'den Aydın'a dönmek üzere.. Arkamda yanılmıyorsam üniversite öğrencisi. Brisinin başı örtülüydü, diğerinin değildi. Üniversite muhabbetleri ediyorlardı işte dersler, finaller.. Bir dersten bahsediyorlardı tam anlamadım ama {tabi burdan benim istemeden(!) kulak misafiri olduğumu da görüyoruz.} zor diyorlardı baya.

-Hoca bize şurdan soruyor. şu kadar sayfa veriyor, ezberliyoruz.. Aslında bir kitap varmış, onu okumamız yetermiş de kim uğraşacak şimdi onunla... Ezberliyorum, geçiyor işte.

-Hmmm. doğru, haklısın. Ne gerek var?!

Ah ülkem...

Çok üşenen kadar çok yorulan olmazmış.




09 Ağustos, 2005 / 21:45
sussam bile...

yoo...
sıkılmak değil ki kasan insanı...
kendisidir tamamen aslında...
üzülmek değil yoran;
sadece yaşamak, mutlu olunsa bile...

ve mutluluk değil insanı kendisine getiren,
acı diye nitelendirilen gerçekler...

illa bir dokunuş değildir sevgi gösterisi
gözlerdir onu anlatan...
gözlerdekidir aslolan...

su değildir en berrak, en katıksız.
yeni doğan bir bebektir en safımız.

hayat değildir yaşanılmak istenen,
uzunca bir hayat değildir,
onun dolu dolu beş dakikasıdır, üzülmeden...
yorulunsa bile...

01 Ağustos, 2005 / 06:37
Muamma.

nefesim kalıyor içimde,
hissediyorum.
pencere çözüm değil.
denedim olmadı.
yollara düşesim var.

ben bende değilim ki.

Bu cümleyi çoğu kez kullanırız değişik versiyonlarıyla. "Ben her zamanki ben değilim." "Ben ne dediğimi bilmiyorum ki." "Ben bende değilim." gibi. Aslında hepsi bir yere çıkıyor;

insanın kendisinden uzak kalışı.

İsteyerek veya istemeyerek. Bizi bizden uzaklaştıran çok şey var. Günlük meşgaleler, tv, ekmek parası derdi, aileler, çevre insanlar...

peki ya bizi bize yakınlaştıran?

özeleştiri.

İşte bunu yapıyor muyum acaba?
Yapıyor musun?
Yapıyor mu?