<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener("load", function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=14221119&amp;blogName=g%C3%B6zen+ne+demek%3F&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=BLACK&amp;layoutType=CLASSIC&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fduudan.blogspot.com%2Fsearch&amp;blogLocale=tr_TR&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fduudan.blogspot.com%2F" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" allowtransparency="true" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div></div>


11 Kasım, 2009
Bazen, her zaman dinlediğiniz şarkılar size normal halinden daha hızlı ya da yavaş gelir mi? Bana çok olur. Öyle zamanlarda dinlemeyip kendim mırıldanmayı tercih ediyorum. Gözümü kapatıp elime bir kalem alıyorum. Kağıt kendiliğinden geliyor. Çizmeye başlıyorum. Önce gözler, gözler hep en önce zaten. Sonra gülüş kesinlikle. Hemen gözlerin arkasından gelir. Çünkü gözlerin seni gördüğü an hemen aşağıda gülüş olsun istersin. Hepsi sana ait olsun diye küçük ayrıntılara girip olmayacak şeyler de eklersin çizdiklerine. Olmayan fakat olmasını istediğin şeyler...

Şarkının nakaratına geldiğinde de ellerini çizersin mutlaka. İstediğin yere koyarsın onları. Kontrol etmek güzeldir. Dün minibüste giderken mesela; şoförün direksiyonu uygun gördüğü şekilde kırmasıyla sağa sola savruldukça, kontrolü ele almanın insana nasıl bir güç nasıl bir özgüven verdiğini bir kez daha fark ettim. Sonra çizdiğim o resimler geldi aklıma, şarkıyı kapattım. Hemen arkamdaki cama gözlerimle çizdim yine gözleri, gülüşü ve elleri. Mırıldandığımı ise; kimse duymadı.
by duudan @ 03:45   2 comments
03 Kasım, 2009
Bana; bugün başka bir Gözen'in farkına vardım, dendiğinde ben de fark etmek istiyorum o an yansıttıklarımı. Gerçekten var olduğuna inanmak istiyorum. Gerçekten var olunduğuna. Gözümü kapatıp inanmak sadece...

Tekrar etmek istemiyorum iki saniye önce yaptığımı. Tekrar düşünmek istemiyorum aynı şeyi. Gözümü her kapatıp açtığımda, bir yeni "farkına varma" eklensin istiyorum var olanlara. Zira bozuk plakları kim sever ki?
by duudan @ 08:16   2 comments
16 Ekim, 2009
Benim küçükken çok sevdiğim bir oyuncağım varmış "Varmış" diyorum çünkü hatırlamıyorum. Onunla ilgili hatırladığım tek şey çöpe atıldıktan sonra yediğim azar. Ben kırmışım ve çöpe atılmış. Bir tren ve onun pistinden oluşan bu oyuncağın içinde benim de olduğum hikayesi beni hep etkilemiştir. Tıpkı bu yaşımda beni çok etkileyen olaylar gibi. Beni çok etkileyen olaylar olduğu konusuna neden mi bu yoldan geldim? Sanırım "saf" bir şekilde anlatmak istedim.
by duudan @ 05:55   6 comments
08 Ekim, 2009
"Yaşamında kesinlikle hata olduğunu bildiğin
ama aslında hata olduğunu bilmediğin şeyler vardır.
Çünkü gerçekten hata olup olmadığını öğrenmenin tek yolu hatayı yapmaktır ve geriye dönüp şöyle demek; "Evet. Bu bir hataydı."
Yani aslında, en büyük hata; hatayı yapmamak olurdu,
çünkü o zaman bütün hayatın boyunca bunun bir hata olup olmadığını bilmeden geçirirsin.
~
Bazen hata olduğunu bildiğin birşeyi bile,
her koşulda yapmak zorundasındır."

Şimdi bu satırları güzel bir şarkı eşliğinde tekrar hadi okuyalım hadi. Ne hissettireceği konusundaki merak değil tekrar okuma isteğimi coşturan, asla değil. Harfler arasında bile bir çok şey olduğunu düşünüyorum. Aslında her kelimeden sonra ölüp yeniden doğsak ve öğrendiğimiz ilk kelime o önümüze çıkan kelime olsa belki kaybettiği anlamları yakalayabilirdik. Yorulmazdık, kirlenmezdik, ya da bekletilmezdik bir şekilde.

Her gün bir cümle yazmalıyım sanırım elime. Her sabah uyandığımda bir cümle... Gün içerisinde iki kez okumalıyım onu yalnızca. Kalktığımda ve yatarken. Aradaki fark ne kadar büyükse o kadar "gün" olmuştur benim için o gün. Ne kadar az ise o kadar çok uyumuşumdur.
by duudan @ 19:10   1 comments
30 Eylül, 2009
Bir duyum hariç hepsi, içinde bulundukları durumdan ötürü üstlerine düşeni bir güzel yerine getiriyor. Yerine getiremeyen ise o kadar suçsuz ki...
by duudan @ 04:55   0 comments
20 Eylül, 2009
Bazen düşünüyorum da; bazen hiç düşünmüyorum. Gerçekten. Saçlarımın uçlarını çok severken diplerinden nefret ettiğimi fark ettiğim anda anladım bunu. Nasıl böyle bir mantıksızlık yapıyordum ki ben? Bunu sordum durdum kendime. Fakat aynen öyle yaptım. Onu sordum ve durdum sonra. İşte hatayı orada yaptım. Sorduktan sonra birisi bana "öyle dur" demiş gibi olduğum yerden kıpırdamadım. O kadar şüphesiz bir şekilde inanıyordum ki doğru olanın o yaptığım olduğuna...

Söyleyecek fazla da bir şey yok, işin tek sevdiğim yanı da bu. Ne açıklanması gereken bir yanlış anlaşılma var ortada, ne başı öne eğecek bir durum, ne de eller havada kutlanacak bir sebep... Üstünde düşünmeye bile gerek yok der bir büyüğüme sorsam, eminim. Büyük derken, yaşça değil. "Ben kesinlikle büyüğüm" diyebilen biri de olur. Onlar cidden her kelimelerinin doğruluğunu kanıtladıkları belgelerle gezerler çünkü. Bu belgeler de hiç susmadan, nefes almadan arka arkaya sıralayacakları diğer kelimeleridir.

Öldüm diyelim tam bu noktada... Öylece durduğum noktada benimle beraber olanlarla, hiç susmadan konuşanlar birbirlerine ne diyecekler sizce?
by duudan @ 02:25   0 comments
15 Eylül, 2009
Birlikte nehirler geçiyor olabiliriz. Sesin nereden geldiği konusunu düşündükçe bundan başka bir şey gelmiyor aklıma. Çünkü herkesin aklına da bu geliyor. Hem biliyorum, hem duyuyorum. Bazen sinir bozucu olabiliyor fakat. Çünkü zaten bildiğim şeyleri bana gösteriyorlar. Bir de sorular soruyorlar üstüne. Ne saçma!

Zaten ben "saçma" kelimesini kullanmayı çok seviyorum. Neden bana bunu iki kat fazla yaptırıyorlar ki?

Hep biliyordum aslında; herkes biraz sadisttir.
by duudan @ 05:30   0 comments
Arşiv
Bloglar
RSS

© 2008 gözen ne demek?